HAB

Her Hafta Bir Hikaye…


Umut Kuyusu – Mergen Hükümdarlığı

Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 5

Mergen antlaşma öncesinde hafiyeleri ile ünlü bir diyarmış. Nerede bir kuş uçsa nerede bir horoz ötse nerede bir köstebek burnunu topraktan çıkarsa Hükümdarın haberi olurmuş. Fakat Ayazma ile yapılan antlaşma neticesinde elindeki bu büyük bilgi gücünden feragat etmiş. O zamandan beridir ne doğru ne yanlış emin olmadan, gelen bilgilerin her birinden şüphe ederek diken üstünde yaşamayı sürdürüyorlarmış.

Kerey ilk kez diyara geldiğinde ne yapacağının bilincindeymiş. Şüpheye gark olmuş toplum için en güzel hile güvenmiş. Onlara güven duyacakları, ardından koşacakları, nerdeyse tapacakları bir figür vermesi gerektiğinin farkındaymış. Ve toplumları peşinde sürükleyecek en etkili silahın inanç olduğunun da farkındaymış. Bu doğrultuda şerefi satılık, bağlılığı satılık, inancı satılık; kısaca her türlü erdeme değer biçebilecek bir şaman arayışı içine girmiş. Aradığını bulması da pek uzun sürmemiş.

Diyarın köhnelerinde kandırabildiği zavallıların sırtından geçinen birine rast gelmiş. Adamın hitabeti güçlü, görünüşü ise pek mülayimmiş. Birkaç kere yaptığı ayinlerde ruhlarla konuşmak için girdiği sözde translara şahitlik etmiş. Adam gerçekten çok inandırıcı davranıyor karşısındaki bir çareler yeis içinde ikna olup ellerindekileri, ufacık umut kırıntıları için bu sahtekara veriyormuş.

Adamı bir süre izleyip aradığı kişi olup olmadığına emin olmuş Kerey. Nihayet kararı kesinleşince bir han köşesinde şamanın yanına gitmiş. Ona kendisine göstereceği bağlılık karşısında şöhret, para ve kitleleri peşinden sürükleme gücü teklif etmiş. Sadece paraya olan tamahı bile yetecekken yanında gelen hediyelerden gözü dönen adam Kerey’ in sadık köpeği haline gelmiş.

En güçlü hilesini Kerey’in eşsiz otacılık bilgileri sayesinde birlikte tasarlamışlar. Köylerin su kuyularına panzehri şamanda olan bir zehir katıyorlarmış. Köylüler su içtikçe hastalanıyor, ateşleniyor ve bitap düşüyormuş. Sonra köylünün haline acıdığını söyleyen şaman kurtarıcı olarak geliyor, yaptığı ayinlerle, girdiği translarla ve en önemlisi de zehrin panzehrini ortama salan güzel kokulu tütsülerle halkı iyileştiriyormuş. Mazlum halka bilâbedel şifa dağıtan bu muhterem zatın öyküsü hızlıca kulaktan kulağa yayılmaya başlamış.

O raddeden sonra diyarın kasabalarında başlayan namı yavaş yavaş yayılarak kentlere ulaşmış. Belagati ile insanları inanca çağırıyor, hali ve hareketleri ile herkese örnek oluyormuş. En dermansız salgınlara şifa buluyor, en olmadık hastaları iyi ediyormuş. Konuşma yaptığı meydanlar, hanlar hınca hınç dolup taşmaya başlamış. Bu hızlı ünlenişte Kerey’in paralı ağızlarının diyarda yaydığı sahte hikayeler de bir hayli etkili olmuş. Aradan geçen ayların neticesinde Şamanın kudretini Mergen diyarında duymayan kalmamış…

Kerey Mergen diyarını tekrar ziyaret ettiği sırada Hükümdar tarafından yemeğe buyur edilmiş. Yemekte kızı için aradığı şifanın kitaplarda olmadığını fakat bu diyarda yaşayan bir şamanın her şeye çözüm bulduğunu duyduğunu anlatmış. Hükümdarın izni olursa adamı kente davet etmek ve görüşmek istediğini söylemiş. Namı sarayda çoktan yankılanan bu kutsal kişiyi görme fikri herkesçe kabul edilmiş ve belaya davetiye çıkarılmış.

Şaman saraya geldiğinde bütün ilgi üzerinde toplanmış. Önce tüm saray ricâline kendisinin sadece aciz bir fani olduğunu, teveccühleri karşısında mahcubiyet duyduğunu, göklerin ona verdiklerini yerdekilere iletmekle mükellef aciz bir aracı olduğunu anlatmış. Kibrini mütevazılığıyla öylesine güzel gizlemiş ki; nefsini hiçe sayan, hayatını tanrılara adamış şaman rolüne ikna olmamış pek az kimse kalmış. Hükümdar ve çevresindekilerle edilen hoşbeşten sonra Kerey izinlerini isteyip şamanla baş başa görüşme talep etmiş.

Kızlarını ve yuvasını kurtarma peşinde koşan azimli, cefakâr adamın bu isteği hemen kabul edilmiş. Hükümdar sarayda görüşme için oda teklif etse de Kerey çalışmalarının ve notlarının da olduğu ve Mergen’e geldiğinde aldığı evinde görüşmek istediğini belirtmiş. Nihayet eve geçip baş başa kaldıklarında ise Kerey planının ikinci aşamasını anlatmaya koyulmuş.

“Halk artık senin arkanda fakat bu yeterli değil. Toplumu ardına alırsan sadece dikkat çekersin, fakat soyluları arkana alırsan sen yönetirsin. Sana vaat ettiğimden fazlasını alacaksın. Bütün Mergen diyarını yönetme fırsatı sunuyorum sana.”

“Neden böyle bir şey yapasın ki?” diye sormuş Şaman.

“Nedenlerle kafanı yorup kelleni kaybetmek mi istiyorsun yoksa talimatlarıma uyup diyara hükmetmek mi? Gene de diyebilirim ki Mergen diyarını Ayazma’ nın lanetinden kurtarıp tekrar güçlü bir diyar yapmak istiyorum. Hükümdarın soyu anlaşma ile bağlı fakat senin böyle bir bağlılığın yok. Senin sayende Mergen eskisi gibi kudretli ve istihbaratı sağlam bir yer olacak. Ve sen bu bilgileri, seni başa getiren benimle doğrudan paylaşacaksın. Sen nedenlerle kafanı yormak yerine söylediklerimi en iyi şekilde yapmaya bak.”

“Ne yapmam gerekiyor?”

“Halkın desteği arkanda fakat dediğim gibi yöneticiler olmadan bu anlamsız. Saman alevi gibi parlar ve yok olursun. Ben Pustak’ a dönmeden önce nazırlardan birkaçının hatta becerebilirsem vezirin çocuklarını zehirleyeceğim. Sen de sana vereceğim karışımla onları iyileştireceksin. Buna gene ayin süsü vermeyi, dualarla, ritüellerle ambiyansı güçlendirmeyi unutma.

Sonraki adımda sana en sadık müritlerini mümkünse daha önce çocuklarını veya yakınlarını kurtardıklarından en güvenilir ve zekilerini şehre çağar. Sana minnet borcu duyan nazır ve vezirler aracılığı ile bunları yönetim kademesinde, özellikle istihbarat ve orduda istihdam ettir. Her fırsatta yerleştirdiklerinin yükselmesini sağla. Sonra onlar aracılığı ile daha alt kademelere de gene müritlerini yerleştir. Ben arada sırada gelip kontrolleri sağlayacağım. Şimdilik yapman gerekenler bunlar beni anladın mı?”

Şaman anladığını belirttikten sonra ayrılmışlar. Diğer gün Kerey Pustak’ a dönmeden önce harbiye nazırının, dahiliye nazırının, evkaf nazırının ve baş vezirin çocuklarını zehirlemeyi başarmış. Şüphe çekmemesi için şehirden aynı hastalığa sahip çocukların peydâ olması adına birkaç mahalle zehirlenmiş. Çocuklar ağırlaşıp otacılar yetersiz kalınca şaman üzerine düşeni layığı ile yapıp saray zümresinin gözünde kahraman olmuş.

Müritler diyara çağırılmış, nazırılar sayesinde yüksek rütbelerde iş bulmaları sağlanmış. Kerey tekrar döndüğünde beklediğinden üstün performans gösteren adamının başarısından etkilenmiş. Fakat şamanın dediğine göre çatlak sesler varmış. Saraydan kimileri neden hastalıkların şamanı takip ettiğini soruyor, zihinleri bulandırıyormuş. Göze alınamayacak pürüzlere gebe olan durum kati suretle bertaraf edilmeliymiş.

Hem Şaman’ın hafiyeler arasına yerleştirdiği casuslar hem Kerey’in adamları birlikte hareket ederek çatlak sesleri karalamaya başlamışlar. Kimine hırsız yaftası yapıştırılmış kimine dinsiz. Kimi irtikap ile suçlanmış kimi hainlikle. Kimi zindana atılmış kimi görevinden azledilmiş kimi gizemli biçimde ortadan kaybolmuş. Değil şamana dil uzatmak, adını anarken ayağa kalkmayanın ayağı kayar olmuş. Tüm saray adamın kudretine saygı duyuyor, yüceliği karşısında boyun eğiyormuş.

Bu şöhretin dokunulmaz hale gelmesi için son adım, Kerey’in Hükümdarın eşini zehirlemesi olmuş. Ateşler içinde yanan kadını ölümden döndüren Şaman artık diyarın kurtarıcısıymış.

Kerey Mergen’ e bir gelip bir gidiyor, gelişinde şamanla konuşup yaptıklarını denetliyor sonra tekrar Pustak’ a dönüyormuş. Bu süre zarfında Hükümdarın eşini kurtaran şamanın bir dediği ikiletilmiyor, ne derse hemen yerine getiriliyormuş. Sarayda, orduda, istihbaratta ve diğer devlet birimlerinde şamanın adamları en alt kademeden en üst kademeye kadar birçok pozisyona getiriliyor, yönetim adım adım onun kontrolüne geçiyormuş.

Şamanın gücü artadursun Kerey Pustak diyarındaki işini halledip Mergen’ e dönmüş. Diyarın düşmesi artık yakınmış…

Kerey Şamanla eskisi kadar sık görüşmemeye başlamış. Arada bir yönetimdeki adamları hakkında bilgi alıyor onun haricinde mesafesini koruyormuş. Şamandan uzaklaşırken hükümdara olan yakınlığı gün geçtikçe artıyormuş. Hükümdarın kulağına şamanla alakalı şüpheler fısıldamaya, kalbine kuşku tohumları ekmeye başlamış. Bunu sohbet arasında o kadar ustaca yapıyormuş ki hükümdar konuşma esnasında farkına varmıyor daha sonra kendi aklına gelmişçesine kuruntulara kapılıyormuş.

Hükümdarı vesveselere gark ederken şamanı da ihmal etmemiş Kerey. Bir akşam onu evine davet ettiğinde konuyu neden artık az görüştüklerine getirmiş. Şamanın sorusuna “Hükümdarın gözü üstümdeyken seninle görüşmem doğru olmaz. Lafı alamadım ağzından ama sanırım bir şeyleri açık ettin. Senden şüphe duyuyor ve seninle görüşmek istememden rahatsız olduğunu belirtti. Ben de hem neyi açık ettiğini bulmak hem de ikimizi de tehlikeye atmamak adına görüşmelerimizi azalttım. Sen foyanı meydana çıkaracak, planını sezdirecek bir açık mı verdin?”

Şaşıran adam “Hayır. Öyle bir durum olduğunu sanmıyorum. Hem öyle olsa istihbarattaki adamlarımdan kulağıma çalınırdı.”

“Sen sansan da sanmasan da Hükümdar şüphe içinde. Bana açıkça görüşmemem gerektiğini belirtti. Belki sade en güvendiklerine bahsediyordur şüphelerinden. Ben daha fazlasını öğrenirsem seni haberdar ederim. Sen şimdilik fazla göze batacak şeyler yapma.”

Görüşmenin sabahına hükümdarın huzuruna çıkmış bu sefer Kerey. “Dün şamanla görüştüm. Durumumu biliyorsunuz. Kızlarım ölüyor maalesef. Bununla alakalı daha önce benden talepleri oldu. Ufak tefek şeyler diye kabul ettim. Bazı imkânsız tedaviler önerdi. Dün ise kesin bir çözümü olduğunu ama bedelinin ağar olacağını söyledi. Bedelini sorunca da Aşina’ da yönetimde söz sahibi olacağı bir pozisyona adamlarından birinin getirilmesini istedi. Düşünmek için süre istedim. Niyetim size danışmaktı açıkçası. Çünkü bunu isterken gözlerinde gördüğüm hırs beni çok rahatsız etti. Bu adam sizin topraklarınızda, saraydaki birçokları ile de arası iyi. Şehre gelmesine ben vesile oldum ama malum ben bu diyara arada bir gelip gidiyorum. O yüzden sizin düşüncelerinizi merak ettim. Sizce böyle bir bedel ödesem derdime şifa olur mu? Ya da neden altın, toprak değil de böyle bir karşılık istedi benden?”

Ekilen şüphe tohumlarına sözleriyle can suyu veren Kerey eserini dinlemeye başladı. “Açıkçası bu konuda içimi kemirip duran bir kurt var. Karıma şifa oldu, diyarda nicelerine şifa oldu, o kadar çocuğun hayatını kurtardı. Bunları inkâr edemem. Ama bu denli ölümcül hastalıkların tamamı da bu adamla geldi. Siz onu saraya davet ettikten sonra şehre hastalık musallat oldu. Tabi ki sizi suçlamıyorum. Siz de şifa için onun kapısına gittiniz. Hakeza bende kapısını eşimi için aşındırıp şifa buldum. Fakat her iyi ettiği kişi için birini işe aldırdı. Soruşturdum nazırlarım yüzlerce müridini çeşitli yerlere atamış. Haftalardır aklımı kurcalıyor bu düşünceler. Ama Ayazma antlaşması yüzünden adamın hakkındaki bilgiler doğru mu yanlış mı emin olamıyorum. Hangi bilgi doğru hangi bilgi yalan kestiremiyorum. Şüpheyle fevri davranıp kudretli bir şamanın üzerine yürürsem tanrıların öfkesinden çekinirim. Fakat iddia ettiği kişi değilse böyle bir sahtekarlığa göz yumamam. Siz söyleyin ben de sizden fikir istiyorum ne yapmam gerek? Nasıl bir yol izlemeliyim?” diye sormuş hükümdar.

Kerey bir süre kirli sakalını sıvazlayarak düşünmüş. Kısa bir sessizlikten sonra: “Müsaade buyurursanız bir öneride bulunacağım. Ayazmanın laneti Mergen diyarı için. Fakat ben Mergen diyarına mensup değilim. Aşina diyarından bir misafirim. Yani lanetin beni etkilemeyeceği kanaatindeyim. İzniniz olursa kendi kaynaklarımla yanımdaki birkaç adamla şüphelerimizi araştırayım. Bir şey bulurum ya da bulamam bunu bilemiyorum. Belki benim edindiğim bilgilerde lanet yüzünden zan altında kalacak bunu da kestiremiyorum. Ama denemeye değeceği kanaatindeyim. Tabi siz ne buyurursanız öyle yaparız. Ben dost Mergen diyarına yardım için dostane bir teklif sunuyorum sadece.”

Hükümdar teklifi beğenmiş ve Kerey’ den hızlıca bilgi toplayıp kendisine aktarmasını rica etmiş. Bunun üzerine Kerey bunun gizli kalmasını, soruşturmanın selameti açısından vereceği emirlerin bizzat hükümdar tarafından veriliyor gibi lanse edilmesini, adının kesinlikle araştırmalar esnasında zikredilmemesini rica etmiş. İstekleri makul bulan hükümdar kabul etmiş.

Hemen harekete geçmiş Kerey. Aynı gün hükümdarın muhafızları aracılığı ile şamanın yüksek rütbedeki bazı adamlarını sorgu için tutuklatmış. Kimse ne olup ne bittiğine akıl erdiremezken şaman ise olayın şokunu atlatmaya çalışırken akşamüzeri Kerey şamanı ziyaret etmiş. Yüzünde son derece endişeli bir ifadeyle “Hükümdar senden şüpheleniyor. Her an ikimizin de kellesi gidebilir. Bugün aldırdığı adamlardan biri öterse bittik. Onlar ötmezse yarın yenilerini aldıracak. Biri  senin adını verene kadar bu devam edecek. Senin kellenin tehlikeye girmesi benim kellemi de tehlikeye atar. Her ne kadar sana güvensem de ağzından ismimin çıkmayacağına emin olmam gerek. Merak etme sana bir şey yapmayacağım. Sadece planlarımızı hızlandıracağız. Bir yıldan fazladır saraya adamlarını yerleştiriyorsun. Özellikle orduda nüfuzun çok fazla. Artık bunu kullanma zamanıdır. Yarın el ayak çekilince ordudaki adamlarını kullanarak hükümdarı öldüreceğiz. Orduda hükümdar yanlıları olacaktır ve bir de saray muhafızları var tabi. Sen ordudakileri hallet. Ben de yarın gece kendi adamlarımla hükümdarın kellesini alacağım. Aşina’ nın Damat Hükümdarı olarak sarayda kalmam kimsenin dikkatini çekmez. Zaten başları gidince de kalanları kolayca yok ederiz. Sen adamlarınla saraya gelirsin muhafızları ve kalanları siler süpürürüz. Önümüzdeki tek yol bu ve bu yol bize istediğimizi verecek. Mergen diyarı senin, zafer bizim olacak.”

Şaman diyara hâkim olmanın heyecanı ve kellesinin gideceği korkusuyla bu plana dört elle sarılmış. Geceye kadar neler yapılacağını, harekatın ne şekilde nerde başlayıp nasıl biteceğini uzun uzun konuşup karara bağlamışlar. Sabah Şaman müritlerini haberdar edecek ve akşamına diyarı ele geçirecekmiş. Her ikisi de heyecanlı bir memnuniyet ifadesiyle vedalaşmışlar. Kerey adamın yanından çıkar çıkmaz soluğu hükümdarın yanında almış.

Nefes nefese bir ifade ile “Kıymetli dostum çok elem haberler getirdim. Adamlarım orduda soruşturma yapıyordu. Ben de sizin aldırdığınız adamları sorguluyordum. Öğrendiğime göre sahtekâr herif yarın yönetim kademelerindeki müritlerini kullanarak size karşı bir harekât düzenleyecek. Niyeti sizi, ailenizi, adamlarınızı öldürüp Mergen diyarını ele geçirmek. Yarın akşam vaktinde ordudaki adamları isyanı başlatacak. Ne kadar kan dökülecek ne kadar cana kıyılacak umurlarında değil. Gözlerini hırs bürümüş. Başta şaman olmak üzere tek dertleri gücü ellerine geçirmek.”

Hükümdar ayağa fırlamış. “Demek şüphelerimde haklıymışım. Şimdi kimin kanı akıyor görecek onlar. Birini bile yaşatırsam namerdim.”

Kerey hemen atılmış: “Durun kıymetli dostum. Diyarınızdaki lanet malum. Belki de bilgi doğru değildir. Dediğiniz gibi kudretli bir şamanı öldürüp tanrıların gazabına hedef olmayalım. Zaten üzerimizdeki lanetler ikimiz içinde yeterince kötü. Bir de tanrılar lanet etmesin bize.”

Şaşıran hükümdar: “Hem isyan diyorsun hem dur diyorsun. Anlamıyorum ne yapmaya çalıştığını” demiş.

“Efendim şimdilik durun diyorum. Bilginin doğruluğundan emin olmamız gerek. Bunun da tek yolu isyanın başlamasını beklemek. Bırakalım başlasınlar isyanlarına. Biz de ona göre hazırlığımızı yapalım. Eğer isyan olursa hepsini kendi kanlarında boğarız. Eğer isyan olmazsa Ayazmanın laneti yüzünden der, yüce bir zatı yok yere öldürmemiş oluruz” diye cevap vermiş Kerey.

Hükümdar yaklaşımdaki bilgeliği takdir etmiş. “Çok teşekkür ederim dostum. Böylesi bir zamanda Mergen için yaptıklarını unutmayacağız. Sen kendi mülküne çekil. Böyle bir isyanda arada kalıp başka bir diyar uğruna canını tehlikeye atma. Ben ve bana sadık olanlar bunun üstesinden geliriz.”

Kerey şiddetle karşı çıkmış: “Müsaade buyurun efendim sizin uğrunuza kılıç sallayayım. Eğer isyan doğruysa bu şarlatanı şehre benim için davet ettiniz. Bu utançla yaşamak yerine size karşı isyanda yanınızda savaşmayı hatta bu uğurda ölmeyi yeğlerim. Tanır şahidimdir eğer şaman hepimizi kandırdıysa ölümü kılıcımdan olacaktır.”

Bu cesaret ve sadakat gösterisi hükümdarı öylesine etkilemiş ki o an Kereyle gözünü kırpmadan cenge ve ölüme gidermiş. Birlikte sabaha kadar kafa kafaya verip olası isyana karşı hazırlık yapmışlar.

Gerginlik dolu bir bekleyiş almış tüm Mergen’i. Hem hükümdar hem şaman bir an önce akşam olması için sabırsızlanıyormuş. Güneş doğup yükselmiş ve kızıl bir gece için güne veda etmiş. Bastıran karanlığı çarpışan kılıçlardan fışkıran kıvılcımlar aydınlatmış. Kışlalarda kan oluk oluk akarken, kentin meydanları cenk meydanlarına dönüşmüş. Kardeş kardeşi kırmış, dostlar birbirlerini. Emir kulu askerler kimden emir aldıysa ona göre saldırmış. Hükümdardan ya da şamandan yana olmadan sadece emir aldıkları için vermişler canlarını. Nicelerinin cansız bedeni düşmüş sokaklara…

Saatler ilerleyince diken üstünde bekleyen şamanın kapısı açılmış. Gelen Kerey’miş. Elindeki torbayı yuvarlamış adamın önüne. Eli yüzü kıpkırmızı, kılıcından kanlar damlarken “İşte hükümdarın kellesi, işte tacın” demiş torbayı gösterip. Şaman hemen diz çöküp torbaya hamle etmiş. Son gördüğü şey Kerey’ in havaya savurduğu kılıcı olmuş.

Kerey şamanın başının bir mızrağa geçirilmesini emretmiş ve tekrar sokağa çıkmış. Kışlalara yönelip isyancılara efendilerinin başı gösterilmiş. Çobanlarını kaybeden koyunlar birer birer bırakmışlar kılıçlarını. O gece Mergen kana doymuş, cesede doymuş, göz yaşına doymuş. Daha önce çok savaşlar atlatsa da kardeşin kardeşe kıyması kadar acı değilmiş hiçbiri.

Sabah olup gün ağardığında Şamana sadık ne kadar adam varsa idam edilmiş. Kerey fikrine köstek olacağını düşündüğü, şu ana kadar nüfuz edemediği ne kadar vezir ve nazır varsa onları da yaftalamış şamanın adamı diye. Yaşların da kellesi gitmiş kuruların yanında. Ve nihayet Mergen diyarı hazırmış. Kerey hükümdarın yanına çıkmış. Şamanı öldürüp isyanı bitiren bu adam artık Mergen’ in kahramanıymış. Hükümdar “Söyle Mergen’ in kurtarıcısı. Her isteğin benim için emirdir” demiş. Kerey “İdamları izliyordum. Ve izlerken nicedir düşündüklerimi sizinle de paylaşmam gerektiğini, bunun sizin de yararınıza olacağını fark ettim. Dün gece Mergen kendi kendini yedi bitirdi. Dün gece bir hain; kardeşi kardeşe kırdırdı. Peki kim bu hain, Şaman mı? Hayır o değil. Hain kesinlikle Ayazma.” Hükümdar araya girecek olmuş fakat Kerey müsaade etmemiş. “İzin verin bitireyim efendim. Mergen diyarı Umut Kuyusu Antlaşmasını yapmamış olsa dünkü gibi bir katliam yaşanır mıydı? Bu diyar eskiden, uçan kuşun kanadından kopan tüyün nereye düşeceğini tam olarak bilirdi. Şimdi bir isyandan bile emin olmak için beklememiz gerekti. Onca kan, onca gencecik asker yok oldu gitti. Peki ne uğruna? Dilenecek birkaç dilek uğruna. Değer mi buna? O antlaşma bir lanet. Hepimizin sonunu hazırlayan bir lanet. Ve Ayazma söylediklerine sadık kalmıyor daha fazlasını alıyor. Aşina oğullarını verdi, Ayazma artık kızlarını da alıyor. Pustak altınlarını verdi, ordayken öğrendim ki Ayazma artık demirlerini de alıyor. Erleg diyarı anlaşmadan sonra düştü. Dün isyanı öğrenmemiş olmasaydık bugün Mergen de düşmüş olacaktı. Çocuğumuz olmazsa Aşina da düşecek. Yeni madenler bulamazlarsa Pustak da düşecek.  Ayazma antlaşmayı yapan tüm diyarları düşürene kadar durmayacak.”

Ağzı açık kalan hükümdar “İyi de neden Ayazma böyle bir şey yapsın?”

“Bilemiyorum. Ama sonuçlar ortada. Antlaşmaya taraf olmuş her diyar lanetleniyor. Aklıma getirmeyi istemiyorum pek ama Umut Kuyusu antlaşmasında Ülgen sadece kuyudan vazgeçti. Üstelik tamamen değil. On yılda bir gene kuyu orda beliriyor. On yıllık periyot bitti bildiğiniz gibi ve Kuyu bu sene Ülgen’ de belirmiş. Soruyorum size bizler diğer altı diyar onca şeyi feda ederken Ülgen’ in yaptığı fedakârlık mı? Belki de zamanın Ülgen hükümdarı Ayazma’ ya bedel olarak diğer altı diyarı teklif etti ve bu antlaşma ikisinin ortak planı. Çünkü sadece ikisi zarar görmedi bu antlaşmadan. Tabi bunlar aklımda dolaşan tilkiler. Doğruluğuna delilim yok. Eskiden olsa Mergen diyarı bilirdi doğrusunu ama artık sizin de öyle bir gücünüz yok!”

Hükümdar sessizlik içinde düşünmüş Kerey’ in dediklerini. Ve sonuna kadar haklı olduğuna kanaat getirmiş. O antlaşma olmasa böyle bir isyanın ihtimali dahi olmazmış fakat Ayazma yüzünden dün yüzlerce kişi ölmüş. Sükutu bozan hükümdar “Bir kere daha haklısın dostum. Ne yapmak icap eder peki. Bir kere daha doğruyu görmeme yardım et” demiş.

“Çare yedi diyarın bir araya gelip antlaşmayı bozmasıdır. Aşina olarak biz buna varız ve siz dostum, anladığım kadarı ile benimle berabersiniz. Pustak’ ın da ikna olmaktan gayrı çaresi yoktur. Aslında Ülgen ve Erleg hariç her diyar bizimle olacaktır. Ülgen eğer düşündüğümüz gibi bu antlaşmayı hileyle yaptırdıysa bozmaya yanaşmayacaktır. Erleg ise düştükten sonra bir avuç çapulcunun yönetiminde. Çapulcular gücü kaybetmemek adına kesinlikle karşı çıkacaktır. Bize düşen bizle yürüyecek olanları ikna etmek bize karşı duracak olanları ezip geçmektir. Bugün burada kardeşlerimizin kanını döktürün Ayazma ile aramızda duran her diyarın kanı Umut Kuyusuna akacaktır…”

Hacı Ahmet BOYRAZ



Bir Cevap Yazın

HAB sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin