Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 7
Vakit kan dökme vaktiymiş. Vakit atalarının elinden diyarı alan soysuzları kılıçtan geçirme vaktiymiş. Vakit Kerey için intikam vaktiymiş. Hedef nihayetinde Certenger’i antlaşmayı bozmaya ikna etmekmiş ama bunun yolu Erleg halkını katletmekten geçiyormuş.
Kerey savaştan önce Certenger’ e gitmiş. Burada bir süre kalıp saray ricali ile ilişkiler geliştirmiş. Hükümdarla fazla vakit geçiremese de özellikle başvezir ve bazı nazırlarla yakın dostluklar kurmuş. Bu dostların ortak özellikleri para ve güce olan tamahkarlıklarıymış. Pahalı hediyeler, yüklü miktarda altın ve Kerey’in nüfuzunu kullanarak Aşina başta olmak üzere Pustak ve Mergen ile yapılan ticaretler sonrasında Kerey, Certenger diyarında kendisine sadık adamlar devşirmeyi başarmış. Planının ikinci aşamasında çok işine yarayacakmış bu ilişkiler. O yüzden sadakatlerinden emin olana dek kalmış Certenger topraklarında.
Nihayet ayrılma zamanı geldiğinde Kerey önce Aşina ’nın yolunu tutmuş. Hemen Sultanın huzuruna çıkıp eşiyle hasret gidermiş. Yılların getirdiği özlem iki sevgilinin gözlerinden okunmaktaymış. Kerey karısının ellerini avcunun içine alıp ona verdiği sözün nihayetine çok yaklaştığını müjdelemiş. Ayazmanın lanetinin her diyara sirayet ettiğini ve tüm diyarların bu lanetten kurtulmak için iş birliğine razı olduğunu söylemiş. Nihayet çocukları olacağını ve gerçek bir aile olabileceklerini belirtmiş. Fakat öncesinde yapılması gereken son birkaç şey daha varmış. Öncelikle Erleg diyarı dize getirilmeliymiş. Orada yönetim asıl hükümdarı öldüren haydutların elindeymiş. Bu yüzden de antlaşmanın bozulmaması için eski hükümdarın soyunu saklıyorlarmış. Gerçekte böyle bir durum söz konusu değilmiş. Hükümdarın soyu çoktan unutulup halkın arasına karışmış. Bunu devrilen hükümdarın soyundan gelen Kerey de gayet iyi biliyormuş fakat işgal için bahane lazımmış ve bulduğu bahane muazzammış.
Aşina diyarında madenler bulup gelirlerini artıran, diyara demirciler getirtip üretimi çoğaltan, halkın refahına refah, zenginliğine zenginlik katan bu adamın gayesinden şüphe etmek Sultanın aklına bile gelmemiş. Her şeyden öte çok sevdiği kocasının yuvasını kurtarmak için bu yolu izlediğinden eminmiş. Yapılacak daha insani bir çözüm olsa bu iyi yürekli adam onu elbette bulurdu diye düşünmüş. Eğer savaşmak gerekiyorsa bu ancak mecburiyettendir demiş ve Aşina ordusunu kocasının emrine vermiş. İki aşık ayrılmamak üzere bir araya gelecekleri o güne kadar son kez vedalaşmışlar. Bu gidişin dönüşünde mutlu bir aile olacaklarmış. Bu gidişin dönüşünde antlaşma bozulacakmış.
…
Erleg diyarının kuzey ve doğu kıyıları denizlerle çevriliymiş. Güneyinin büyük bir bölümü Mergen Hükümdarlığı ile sınırken Güneybatısı ve batısı Certenger Hükümdarlığı’ na komşuymuş. Aşina ordusunu arkasına alan Kerey Mergen ‘e ilerlemiş. Pustak hükümdarına da ordusunu Mergen’e yollaması için ulak göndermiş. Kerey Mergen’ e ulaştığında üç ordu birden emrindeymiş. Aşina, Mergen ve Pustak orduları savaşa başlamak için Kerey ’in emrini bekliyorlarmış.
Kerey insanlığının bir nişanesi olarak Erleg Hükümdarına; eski hükümdarın soyunu teslim etmesini, aksi takdirde savaşın kaçınılmaz olduğunu söyleyen bir mektup yazıp göndereceğini diğer hükümdarlara iletmiş. Nezaket ve diyarın savaş kuralları bunu gerektirmekteymiş. Savaş ilan etmeden bir diyara saldırmak kadim törelere aykırıymış çünkü.
Fakat Kerey mektubunu Erleg Hükümdarına değil, kendi kardeşine yazmış. Kardeşine; yapmak üzere olduğu şeyi, yaptıklarını, yapacaklarını ve ailesi ile birlikte ne yapmaları gerektiğini söyleyen bir mektup göndermiş. Mektuba cevaben sanki Erleg Hükümdarı teklifi reddediyormuşçasına bir cevap iletmesini de ayrıca istemiş. Kendisine bağlılığından şüphe duymadığı bir kaç adamı ulak tayin edip mektubu iletmeleri gereken yeri söylemiş. Soran herkese de saraya gittiklerini söylemelerini tembihlemiş.
Ulaklar Kerey ’in kardeşi Yabaş ‘a ulaşmışlar. Abisinden gelen mektubu okuyan Yabaş her cümlede biraz daha şaşırmış, her cümlede biraz daha abisinin zekasına hayran kalmış. Ulaktan denilenleri harfiyen yerine getireceğini iletmesini istemiş. Ve abisinin söylediği, hükümdarın ağzından ret cevabını içeren mektubu hazırlayıp elçiye teslim etmiş.
Erleg diyarından gelen cevapta, hükümdarın soyunu vermeyecekleri, bu diyarı kendi kanları ile ele geçirdikleri, korumak için de gerekirse kan dökmeye hazır oldukları yazılıymış. Cevabı gören hükümdarlar ve Kerey son çare olarak savaşın kaçınılmazlığını kabullenmek zorundaymış. Kerey ve konseyin de tavsiyeleri ile Mergen ve Pustak Hükümdarları, Mergen’ de beklemeye karar vermiş. Üç ordu Kerey’in emrinde Erleg diyarına doğru yola çıkmış.
Böylesine bir savaşı beklemeyen Erleg diyarı hazırlıksız yakalanmış. Düşman ne önceden bir istekte bulunmuş ne de savaş ilan etmiş. Yedi diyarın tarihinde, törelere böylesine karşı gelen bir hainlik daha öncesinde vukû bulmamış. Doğrudan üstlerine yürüyen ordunun karşısında afallayan Hükümdar aceleyle kendi birliklerini hazırlayıp karşılık verme çabasına girişmiş. Fakat ne vakitleri varmış ne de üç ordu ile baş edebilecek güçleri…
Hükümdar açık arazide yapılacak bir meydan savaşının hezimetle sonuçlanacağını bildiğinden tüm ordusunu başkenti korumak için çağarmış. Halka da şehre sığınmalarını için ulaklar göndermiş. Fakat köylerdeki kasabalardaki ve yol üzerinde bulunan diğer şehirlerdeki zavallıların yeterince vakti yokmuş. Kerey’in ordusu yıkarak, yakarak ve yağmalayarak ilerliyormuş. Kaçabilenler apar topar kaçıyor geride kalanlar kılıçtan geçiriliyormuş. Masum halka kılıç çekmenin onursuzluğunu dile getiren bazı kumandanlar hainlikle suçlanıp idam edilmiş. Askerlerin vicdanı ise yağmadan elde edecekleri mallarla susturulmuş. Erleg artık ceset ve göz yaşı diyarıymış…
Ordu önüne çıkan her şeyi ve herkesi yok ederek nihayet başkente ulaşmış. Kuşatma aylarca sürmüş. Fakat üç ordunun gücü karşısında savunma günden güne zayıflamaktaymış. Nihayet doksan yedi günün sonunda surlar aşılıp şehre girilmiş. Taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmama emrini alan askerler aylardır kuşatmanın da verdiği hınçla nefes alan her canlıya kılıç sallar olmuş. Önlerine çıkan yaşlı, kadın ya da bebek fark etmiyormuş. Gözünü kan bürüyen bu canavarlar kılıcın deldiği her şeyin kanını akıtmak için vahşice saldırıyormuş. Saklanmayı başaramayan her beden toprağa düşüyormuş. Kümesteki tavuklar bile katliamdan nasiplerini almışlar.
Kerey ise kendi adamları ile sarayın yolunu tutmuş. Atalarını öldürüp hükümdarlığı ellerinden alanların soyu, sarayda saklanmaktaymış. Hükümdar burada kendi muhafızları ile son savunmasını yapmaya yeltense de nafile, onların da sonu hezimet olmuş. En önde Kerey, ardında askerleri, kılıçlarını öylesine acımasızca sallıyormuş ki bu öfke karşısında yeraltı tanrıları bile merhamet dilenirmiş. Önce askerler can vermiş, sonra hizmetçiler, sonra saray görevlileri, sonra nazırlar, sonra vezirler. Kimisi elinde kılıçla, kimisi dilinde yakarışlarla eceliyle tanışmış. Hükümdarın odasına gelene kadar karşılarına çıkan herkes kaybetmiş hayatını. Kerey hükümdarın yanına girmeden evvel tüm sarayın aranmasını emretmiş. Çok fazla kadın ve çocukla karşılaşmadığı için onların saklandığını anlamış.
Mutfağın kilerinde dip dibe saklanırken bulunmuş arananlar. Kimisi kucağındaki çocuğunu sakınıyormuş, kimisi yaşlı ana babasının önünde bedenini siper ediyormuş. Hepsi toplanıp Hükümdarın odasının önüne getirilmiş. Aralarında Hükümdarın eşi ve çocukları da varmış. Nihayet son odanın kapısı kırılmış, Hükümdarın çevresindekiler korudukları için can vermişler. Geriye sadece Hükümdar ve kilerde saklanalar kalmış. Hükümdarın bakışlarından karısının ve çocuklarının kim olduğunu anlamış Kerey. Onları alıp adamın yanına götürmüş. Sonra geriye kalanlara dönüp birer birer öldürmeye başlamış. Ağlayan bebekler, onları korumaya yeltenen anneler, kaçmaya çabalayan kadınlar, elden ayaktan düşmüş yaşlılar. Gözü dönmüş bu yaratığın kan damlayan kılıcıyla gelmiş sonları. Kereyin adamları bile bakamaz olmuş bu katliama, başlarını yere çevirmişler. Fakat Kerey durmamış. Elleri, yüzü gövdesi kana bulana kadar sallamış kılıcını. Ayakta tek bir kişi kalmayana dek sallamış kılıcını. Nefes alan her beden düşene değin sallamış kılıcını. Geriye hükümdar, karısı ve üç çocuğu kalmış. Askerlerine en küçük bebeği getirmelerini emretmiş. Henüz annesinin kucağındaki bebek götürülmüş Kerey’e. Hükümdar ve karısının görmesi için askerlere emir vermiş. Askerler denileni yapıp izlemeleri için zorlamış zavallıları. Ve anne babasının gözleri önünde küçücük yavrunun başını gövdesinden ayırmış Kerey. Kendi kızını öldürürken acımayan bu adam düşmanının bebeğini öldürürken adeta zevkten bayılacakmış. Sırayla diğer çocuklar da aynı kaderi paylaşmış. Gördüklerinden sonra ölümü arzulayan kadıncağız da tanışmış kılıç darbesiyle. Ve son olarak Hükümdar veda etmiş bu dünyaya. Tüm ailesini katledildiğini görmenin acısı öldürmüş zaten ruhunu. Bu yüzden bedeni Kerey’den gelen kılıç darbelerini memnuniyetle karşılamış…
Kerey elindeki kılıcı yere bırakıp tahta yürüyüp oturmuş. Kendini bildi bileli ettiği yeminleri nihayet yerine getirmenin verdiği huzurun tadını çıkarmış. Askerler olmasa mutluluktan ağlayabilirmiş ama plan nihayetine ermediği için tutmuş kendini. Derin bir nefes alıp eserine bakmış. Cesetlerin yüzdüğü kan gölünün Hükümdarı Kerey Han ’mış artık o. Eserinin verdiği gurur yüzüne yansımaktaymış. Yavaşça ayağa kalkıp kapıya doğru yürümüş. İntikamın kılıcıyla akan kanların içinde yürümek, buz gibi akan bir derede yalın ayak yürümekten çok daha fazla huzur vericiymiş. Her adımın tadını çıkararak ilerlemiş. Odadan çıktığı anda bu zaferi gerisinde bırakıp asıl düşmanı olan Ayazma için yola devam etmesi gerektiğini bilincindeymiş. Bu yüzden olabildiğince usulca atmış adımlarını. Haz içinde, zafer sarhoşluğuyla, intikamın getirdiği lezzetin tadını çıkarak yürümüş…
Nihayet çıktığında yapması gerekenler hücum etmiş aklına. Askerlerine dönüp burada olanları gizli tutacaklarını bildiğini, her birine güvendiğini, bu güvene ihanet edenin soyuna ne olacağının örneğinin arkasında durduğunu belirtmiş. Ve tüm şehre dağılmalarını, her yeri arayıp eski hükümdarın soyunu bulmalarını emretmiş. Diğer askerler arayışta size katılsın diye de eklemiş. Katliamın korkusu hala yüzlerinden okunan askerler emri alır almaz koşarcasına uzaklaşmışlar. Ömürlerinin sonuna değin hiç biri yaşananları dillendirmeye cesaret edememiş.
Şehirdeki her bina didik aranmış. Nihayet Mergen askerleri kenar mahallelerin birinin mahzeninde elleri kolları bağlı adamlar bulmuş. Bir baba ve sekiz oğlanmış bunlar. Çözülüp sorgulandıklarında eski hükümdarın soyundan geldikleri anlaşılmış. Hemen Kerey’in huzuruna çıkarılmışlar. Kerey’in mektubunda yazılanları harfiyen yerine getirdikleri için onu görünce en ufak bir tanıma belirtisi göstermemişler. Sanki bir yabancıymışçasına sorularına cevap vermişler. Aralarında sözcü olarak Yabaş konuşmaktaymış. Kerey onlara bir teklif sunmuş: “Bizler Umut Kuyusu Antlaşmasını bozmak için yola çıktık. Bu antlaşmada en ağar bedeli ödeyen şüphesiz ki sizin soyunuz. Size teklifim şu; antlaşmayı bozmak için benimle birlikte hareket edin ben de bir zamanlar yönettiğiniz bu toprakları size geri vereyim.” Teklif hemen kabul edilmiş. Kerey konuşmaya devam etmiş: “Savaşın masrafları için Aşina, Pustak ve Mergen diyarlarına hazineden tazminat verilecek. Hazinede bulunan miktar yeterli gelmezse bu borç zamana yayılarak ödenecek. Ayrıca ihtiyaç olması durumunda her türlü savaş çağırısına Erleg destek gönderecek.” Bu tekliflerinde kendileri için uygun olduğunu belirtmiş Yabaş. “O halde Yabaş Han sen bizimle geleceksin. Kanını antlaşmayı bozmak için Umut Kuyusu ’na akıtacaksın. Ailen burada kalıp diyarı yönetecek. Ülkeden ayrılmadan önce kaçan asilerin isyan etmesine önlem olarak onları takip edip yok edeceğiz. Ülkenin güvenliği sizin kontrolünüze geçip askeri birliklerinizi oturtana kadar askerlerimin bir kısmı sizin emrinizde Erleg ’de kalacak. Bu askerlerimin her türlü ihtiyacı ve maaşı da kaldıkları süre boyunca sizin tarafınızdan karşılanacak. Bunları da kabul ediyor musunuz?” diye sormuş Kerey. Yabaş diyarı tekrar sahiplerine veren Yüce Kerey Han ’ın isteklerinin kendileri için emir olduğunu belirtmiş. Gerekli ayarlamalar yapıldıktan sonra kalan asileri takip etmek için ordu tekrar harekete geçmiş.
Ordu arkada, kaçaklar önde bir kovalamaca oyunu başlamış. Her köy, her kasaba, her şehir asilere destek veriyor diye yakılıyor halkı sürülüyormuş. İnsanlar özellikler Certenger diyarına doğru göç etmeye zorlanıyormuş. Kerey Certenger’ deki dostlarına bir ulak göndererek Erleg’den kaçanları kabul etmelerini, kabul ettikleri her kelle başına ödeme yapacağını, Erleg’de düzen tekrar sağlandığında bu göçmenlerin geri alınacağını belirten bir mektup yazmış. Dostlarının ricasını kırmak istemeyen, bundan daha ziyade kelle başına gelecek ücrete tamah eden Kerey’in işbirlikçileri hükümdarı sınırları açması için ikna etmiş. Bunun geçici olduğunu, gelenleri kaldıkları süre boyunca ucuz iş gücü olacak kullanabileceklerini bu sayede daha az maliyete üretim yapıp, kârlarını artıracaklarını söylemişler. Hükümdar baskılara boyun eğip teklifi kabul etmiş. Erleg diyarından kaçanlar akın akın Certenger’e sığınmaya başlamış.
Erleg’in bir kısmı kılıçtan geçirilmiş, bir kısmı Certenger’ e göç etmek zorunda kalmış. Kalan bir avuç insan ise tekrardan yönetime gelen, eski hükümdarın soyunun tiranlığına boyun eğmeye zorlanmış. Kerey ve ordusu tekrar Mergen’ e dönmüş. Şu an ufukta başka bir savaş görülmediği için ordular terhis edilmiş. Her ordu kendi memleketine doğru yola çıkmış. Gerekmesi halinde Ülgen için tekrar toplanabileceklerinin bilincindelermiş fakat şu anda hedef Certenger ve Humay’ı ikna etmekmiş. Kerey bir süre daha Mergen’ de kalmak ve çalışmalarına burada devam etmek için Hükümdardan izin istemiş. Hükümdar dostunun bu dileğini memnuniyetle kabul etmiş. Onun önderliği sayesinde yedi diyarın dördü antlaşmayı bozmaya hazırmış. Kerey’in dediğine göre Certenger ve Humay’ın durumu kabullenmesi de an meselesiymiş. En zor olanın Ülgen olacağını düşünen Kerey, Burça Han’ın düşüncelerinden habersizmiş.
…
Certenger halkı savaştan kaçıp kendilerine sığınan Erleg halkını başta iyi yüreklilik ve anlayışla karşılamışlar. Aç olanlara yemek, açıkta olanlara barınak vermek için ellerinde avuçlarına ne varsa seferber etmişler. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladıkça halkın elinde paylaşacağı şeyler giderek azalmaya başlamış. Hem kendilerine hem de ailelerine bakmak zorunda olan Erleg’liler ise yardımlar azalınca karınlarını doyurabilmek adına buldukları tüm işlerde verilen her ücrete razı olarak çalışmaya başlamışlar. Bu ucuz iş gücünden faydalanmak toprak sahiplerinin canına minnetmiş. Ücreti mukabil Certenger köylüsü çalıştırmaktansa karın tokluğuna Erleg’li zavallıları işe koşmak onlar için daha evlaymış.
Diyarın sahibi olan köylüler kendi yurtlarında işsiz kalmaya başlamışlar. Git gide daha çok arazi sahibi Erleg’li göçmenlere iş vermeye başlamış. Certenger halkı ya boğaz tokluğuna çalışmayı kabul edecek ya da açlığa mahkum olacakmış. Erleg halkından iş bulamayanlar giderek şehirlere, kasabalara yayılmış. Her işte çok ucuza çalışıyor, sadece ailelerini doyurmak için gözlerini budaktan sakınmadan ne iş olsa yapıyorlarmış. Onların yaptığı her iş ise Certenger’lilere işsizlik olarak dönüyormuş. Bununla birlikte başka bir sorun daha baş göstermiş. Bu diyar antlaşma gereği sadece halkını doyuracak kadar tarım ürününü hasat edebiliyormuş. Şimdi nüfus göçle artınca her türden gıdaya talep bir anda fırlamış. Talep bu denli artınca fiyatlarında yükselmesi kaçınılmazmış.
Başta insanlık namına yardım olarak başlayan göç dalgası, yerel halkı açlığa ve pahalılığa mahkum etmiş. Toprak sahipleri zenginliklerine zenginlik katarken halk huysuzlanmaya ve kıpırdanmaya başlamış. Saray bu kıpırdanmayı fark ettiğinde toplumdaki kıvılcım yangına dönüşmek üzereymiş. Artan gıda talebini karşılamak için dışardan yiyecek alma yoluna gitmişler fakat bu tansiyonu düşürememiş. Eskiden beş dirheme aldığı ekmeği artık yirmi beş dirheme almak zorunda kalan halk isyan bayrağını çekmeye başlamış.
Önce Erleg ’lilerin yaşadığı yerlere saldırılmışlar. Askerler Erleg halkını korumaya gelince kendi insanları ile kavgaya tutuşmuşlar. Bu çatışmalar giderek daha fazla artmadan Hükümdar tüm göçmenleri göndermek istemiş. Fakat kazandıklarından dolayı keyfi pek yerinde olan zenginler bu fikre şiddetle karşı çıkmışlar. O zaman ne yapmalı diye sormuş Hükümdar. “Bir çare bulmazsak halkımız isyanın eşiğindedir” demiş. Kereyin ağzı ile konuşan başvezir girmiş lafa: “Efendim diyarlar antlaşmayı bozmak için birleşmekte. Zaten Erleg diyarındaki savaş da antlaşmayı yapan hükümdar soyunu bulmak içindi. Kerey Han burada olduğu zamanlarda antlaşmayı bozmak için her şeyi yapacağını dile getirmişti. Biz de ona destek verirsek bu sorunu çözmüş oluruz. Antlaşma topraklarımızı büyülediği için hasadımız sınırlı kalmakta. Fakat çok bereketli topraklara sahip olduğumuz sizin de malumunuz. Onlarla birleşirsek hem halkımızı doyurabileceğimizden fazlasını tekrar yetiştirebiliriz hem de göçmenleri tutarak ettiğimiz kârdan olmayız. Halk, karnı doyduktan sonra illaki başka işler bulacaktır. Halkın farklı iş kollarına yönelmesiyle doğacak yeni vergi kapıları sayesinde hazinenin geliri de artacaktır. Yani demem o ki çözüm antlaşmada gizli. Bu lanet üstümüzden kalktığında göçmenler ve halkımızla beraber diyarın en zengin ülkesi olabiliriz.”
Diğer vezir ve nazırlar da bu fikri hararetle desteklemiş. Hükümdar danışmanlarının dediğine boyun eğip antlaşmayı bozmayı kabul etmiş. Hemen Kerey’e bir ulak gönderilmesini, kendisinin Certenger’e davet edilmesini ve antlaşmayı bozmak için neler planladığını anlatmasını istemiş.
Gelen mektubu okuyan Kerey Certenger’e doğru yola koyulmuş. Humay diyarı için de planları hazırmış. Geriye sadece Ülgen kalacakmış. Varsın Ülgen karşı çıksın, altı diyarın ordusu emrimde olduktan sonra hiçbir şansları yok diye geçirmiş içinden. Antlaşmanın bozulması yakınmış yakın olmasına ama Ayazma karşılığında ne isteyecek, daha önemlisi ondan intikamını nasıl alacak, ona nasıl zarar verecekmiş? Kerey aklında türlü tilkiler dolaşırken atını Certenger’e doğru sürmeye devam etmiş…
Hacı Ahmet BOYRAZ

Bir Cevap Yazın