HAB

Her Hafta Bir Hikaye…


Umut Kuyusu – Humay Hükümdarlığı

Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 8

Humay üzerinde kara bulutlar dolanmaktaymış. Yedi diyarı sürükleyip götüren felaket selinin yeni adresi bu topraklarmış. Bir zamanlar tıklım tıklım şehirleri, hınca hınç dolu kasabaları, kalabalık köyleri olan diyarda Ayazma ile yapılan ahitten sonra nüfus giderek azalmış. O zamandan beridir her aile en fazla iki çocuğa sahip olabiliyormuş. Ölen anne babanın yerini alacak iki çocuk. Dönemin hükümdarı Umut Kuyusu ’nun ülkesinde çıkabilmesi için geleceğini satmış. Ve kendi ülkesini yok olmaya mahkûm etmiş…

Her doğan, evlenip çocuk yapacak yaşa erişemiyormuş. Bazen hastalık, bazen kıtlık, bazen kavga dövüş ve bazense ufacık bir kaza… Çocuk sahibi olmadan ölen her insan, Humay’ ın geleceğinden yıllar çalıyormuş. Kendilerine verilen iki çocuk hakkının kıymetini giderek daha fazla idrak etmişler. Özellikle çocuk sahibi olmadan ölen kadınlara tahammül edemeyeceklerini iyice anlamışlar.

Nüfusları günden güne azalırken kaçınılmaz yok oluşu durdurmak adına zor kararlar almalarının zamanı gelmiş. Ve seçebilecekleri en zalimce yolu seçmişler. Diyarda ne kadar çocuk, genç, henüz doğum yapmamış kadın varsa şehirlerde kurulan ve adına Gelecek Ocağı dedikleri kamplarda toplamışlar. Erkekleri ve kadınları ayırıp gözetim altında tutmaya başlamışlar. Diyarın geleceği için gençlerin özgürlüğünü çalmışlar…

Gelecek Ocaklarının kuralları katı ve kesinmiş. Her çocuk bebeklik döneminden itibaren ocaklara getiriliyormuş. Bir süre sonra tüm diyarın bebekleri Gelecek Ocakları’ nın gözetimine girmiş. Bebeklerden kız olanlar alınıyor ve tüm tehlikelerden uzak büyümeleri sağlanıyormuş. Yürürken düşmelerinden dahi korkulduğu için bulunduğu binalardan çıkmaları yasakmış. Hastalıklardan, mikroplardan uzak kalmaları içinse sadece ocağın izin verdiği asgari insanla görüşmelerine izin varmış.

Erkelerin yetişmesi ise daha farklıymış. Onların aralarından en zekileri, en güçlüleri, en sağlıklıları yıllar süren eğitim, test ve yarışmalar neticesinde belirleniyor, en iyiler baba olmak için ayrılıyormuş. Yetiştirilen kızlarla, sadece baba olmak için uygun olan erkeklerin birleşmesine izin veriliyormuş. Hangi erkeğin kaç tane kadınla çocuk yapacağı ise diyarın ihtiyacı olan insan niteliğine göre seçiliyormuş. Askere ihtiyaç varsa güçlüler, yöneticiye ihtiyaç varsa bilgeler daha fazla çocuk sahibi oluyormuş.

En iyiler arasına giremeyen erkekler Gelecek Ocaklarında yer bulamıyor ve atılıyorlarmış. Kadınlar ise iki çocuk sahibi olduktan sonra bebeklerini bırakmak suretiyle ocaktan kovuluyormuş. Ne annenin gözünün yaşına bakılıyormuş ne de geride kalan yavrucakların. Maksat diyarı kurtarmakmış. Maksat yurdun geleceğini garantiye almakmış. Bu uğurda kaybolan özgürlüklerin, heba olan hayatların, yıkılan hayallerin, kavuşamayan aşıkların bir önemi yokmuş. Gençlerin damızlık birer hayvan gibi yetiştirilip kullanılmasının ise hiçbir önemi yokmuş!

Yıllar yılları kovalamış. Humay diyarında hiçbir evde, hiçbir köyde, hiçbir mahallede çocuk cıvıltısı duyulmaz olmuş. Tüm sesler Gelecek Ocaklarının yüksek duvarlarının ardında saklanıyormuş. Antlaşmanın böylesine ağar bir bedel ödetmesi tüm diyarda Ayazmaya büyük bir nefret doğmasına sebep olmuş. Onun yüzünden gençler sevemiyor, sevilemiyor, sevse bile kavuşamıyormuş. Birbirine kavuşacak kadar şanslı olanlarsa çocuk sahibi olamıyormuş. Çünkü sadece iki çocuğu olan kadınlar ocağın dışına salınıyormuş. Nüfustaki azalma durmuş durmasına lakin bedeli gençler için çok ağar olmuş. Bu bedeli ödemek istemeyenler zaman zaman ses çıkarıp galeyana gelse de Saray tarafından sertçe bastırılıp sesleri kesilmiş.

Humay Hükümdarlığı ’nın içinde bulunduğu durumun farkında olan Kerey, beş diyarın arkasında olduğunun bilinciyle bu sefer hile kullanarak değil diplomasi kullanarak ikna yoluna gitmeyi planlamış. Humay Hükümdarı ’nın karşı çıkmak gibi bir lüksü olamazmış. Karşı çıkması durumunda, farklı yollarla diyar yola getirilecekmiş. Bunlardan ilki Gelecek Ocaklarına karşı bir isyan tertip etmek ve halkı silahlandırmakmış. Diğeri ise topyekûn savaş seçeneğiymiş. Fakat Kerey ikisine de gerek kalmayacağı kanaatindeymiş. Önereceği koşulların kabul edileceğinden oldukça eminmiş.

Hemen Humay diyarına bir elçi gönderilmiş. Elçiyi kabul eden hükümdar mektubu alıp okumaya başlamış.

“Yüce Humay Diyarı’nın Hakanı, Arsan Han

Ben Aşina Diyarı’ nın Damat Hükümdarı Kerey Han. Size bunları yazmamdaki neden ise hepimizin ortak problemi olan Ayazma’ dır. Bildiğiniz üzere atalarımız yıllar evvel Umut Kuyusu kendi topraklarında da çıkabilsin diye bir antlaşma yapmıştı. Bu antlaşma için her diyar bir bedel ödemeye mahkûm edilmişti. Aradan geçen yüzlerce sene gösterdi ki bu antlaşma diyarlara umut değil yok oluş getirmekte.

Aşina Umut Kuyusu’na erkek evlatlarını feda etti. Şimdi ise Ayazma kızlarımızı bizden çalıyor.

Pustak altın madenlerinden vaz geçti. Şimdi ise Ayazma demirlerine göz dikmiş durumda.

Mergen casuslarını feda etti.  Bu yüzden diyar yıkılmanın eşiğinden döndü.

Erleg korku tiranlığını feda etti. Bunun bedelini ise yok olarak ödedi.

Certenger topraklarının bereketinden vazgeçti. Şimdi halkı açlıkla boğuşuyor.

Ve sizin diyarınız geleceğinden feragat etti. Gün geçtikçe nüfusunuz azalmakta.

Şimdi size sorarım; yerine getirilecek birkaç dileğin bedeli bu mudur? Kuyudan dilek dilemenin karşılığı diyarlarımızın yok oluşunu izlemek midir? Bulduğunuz takdire şayan Gelecek Okulları yöntemi ile nüfusunuzu kontrol altında tutma gayreti içerisindesiniz. Fakat bizim kulağımıza kadar gelen isyan söylentileri vuku bulursa ne olacak? Diyarınıza bir kıtlık veyahut hastalık musallat olursa haliniz nice olacak? Eksilenin yerine yenisini koyamadıkça bununla nasıl başa çıkacaksınız?

Ya da en kötüsü bir gün savaşla yüz yüze kalırsanız kaybettiğiniz binlerce canı nasıl telafi edeceksiniz? Sizin ve tüm diyarların geleceği antlaşmanın bozulmasından geçmektedir. Bu yolda Aşina, Certenger, Pustak, Mergen ve Erleg birlikte yürümektedir. Sizleri de yanımızda yürümeye davet ediyoruz. Saflarımıza katılmanız halinde bu antlaşmanın arkasındaki şeytani planı yapan Ülgen Diyarı ’nın karşımızda hiçbir şansı kalmayacaktır. Evet bizim fikrimize göre bu antlaşma Ayazma ve Ülgen Diyarının ortak planıdır. Zaman göstermiştir ki Ülgen hariç her diyar antlaşma gereği büyük bedeller ödemiştir. Onlar ise hala on yılda bir kuyularına kavuşmanın keyfini sürmekteler. Burada ödenen bedel nerededir? Burada fedakârlık nerededir?

Ülgen Diyarı sulhla ve zorla antlaşmayı bozmaya ikna edilecektir. Bu yolda bizimle yürümeniz sizin ve tüm diyarların faydasına olacaktır.

İçtenlikle saygılarımı sunar ve en kısa sürede cevabınızı beklerim.

Kerey Han.”

Arsan Han mektubu okuyunca içindeki tehditvari ton kendisini oldukça öfkelendirmiş. Diyarı açık açık, isyanla, açlıkla ve hatta savaşla tehdit edilmekteymiş. Onu en çok öfkelendiren ise söylenenlerdeki haklılık payıymış. Sürekli azan bir nüfus ile ne savaşı göze alabilirmiş ne de diyarında yaşanacak bir isyana, kıtlığa veyahut salgına tahammül edebilirmiş. Tepelerinde saklanan bu yok oluş kılıcını kırıp atmanın yolu da antlaşmayı bozmaktan geçmekteymiş. Hem hayır dese bile beş diyarla savaşmaya gücü yokmuş ve Kerey açık açık savaşla tehdit ediyormuş. Ve bu tehdidin kuru gürültüden ibaret olmadığını da Erleg’ in başına gelenlerden biliyormuş. Erleg’i aralarına katmak için tüm diyarı kılıçtan geçirdiklerinin haberi kendisine ulaşmış.

 İyice düşünüp taşındıktan sonra elçi ile cevabını Kerey Han’ a iletmiş.

“Humay Hükümdarlığı bu kutsal davada sizlerle yürümekten onur duyacaktır.

Arsan Han”

Kerey gelen cevabı okuduğunda bu kadar kolay şekilde halletmenin mutluluğunu yaşamış. Artık Ayazmaya ulaşmak için tek bir adım atması gerekmekteymiş. Bu adım Ülgen Diyarına doğru olacakmış. Ya üstlerine basıp ezip geçecekmiş ya da yanına katıp birlikte son adımı atacaklarmış. Seçim kendilerine aitmiş. Artık edilen yemini bozma vakti gelmiş…

Hacı Ahmet BOYRAZ



Bir Cevap Yazın

HAB sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin