HAB

Her Hafta Bir Hikaye…


Umut Kuyusu – Yemin Bozan

Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 9

Altı diyarın ordusu Ülgen’in kapılarına dayandığında hükümdar deliye dönmüş. Gelen elçi açıkça atalarına iftira atıyor, yıllar önce büyük bir fedakarlık ve bilgelik gösterilerek yapılan antlaşmanın aslında bir hile olduğunu savunuyormuş. Diyarda akan kana bir nihayet olsun diye kabul edilen şartlar kirli bir oyunun parçasıymış ve Ülgen diyarı bu oyunu planlamış gibi ithamlarda bulunuyormuş. Altı diyarın ittifakı, başlarında Kerey denen ne idüğü belirsiz bir damat bozuntusunun emri altında onları bu hileden dönmeye çağırıyor, aksi halde savaşla tehdit ediyormuş.

Ülgen Divanı hükümdarın liderliğinde toplanmış. Bu haksız ve hadsiz sözler karşılığında savaşarak edep öğretmek savunulmuş nice ağızlarca. Fakat bu savaşın nasıl verileceği konusuna gelince çığırtkanlık yapanlar lâl oluvermiş. Altı diyarın ordusuna karşı meydan savaşı kazanmak sayısal olarak imkânsızmış. Kuşatmaya dayanmak ise yıllarca mümkün olsa da nihayetinde hezimet olması kaçınılmazmış. Tüm bu çaresizliğe rağmen teslim olmaya da gurur izin vermemekteymiş. Hem diyarın haysiyetini koruyacak hem de başlarındaki belayı defedecek bir çözüm arayışları sürerken Burça Han öne çıkmış. Önceden sadece veziri ile paylaştığı Ayazma hakkındaki düşüncelerini tüm divana dikkatlice açıklamış. Ardından hem Ayazma’dan hem Umut Kuyusu’ndan hem de Kerey’den kurtulmaları için aklındaki planı anlatmış.

Planın özellikle Umut Kuyusu’nu ilgilendiren kısımları büyük itirazlara sebebiyet vermiş. Birçokları kabul edilemez olduğunu haykırmış. Lakin kimse başka bir yol da gösterememiş. Sonunda Hükümdar ayağa kalkmış ve: “Yıllar önce Kuyu’dan vazgeçen yüce hükümdarımızın bilgeliğini görmekteyim oğlum Burça Han’da. Bu kalbimi büyük bir gurur ve memnuniyetle doldurmakta. En zor zamanda en bilgece kararı vererek diyara barış getiren atamın izinden giden oğlum, yeis zamanında diyarın umudu olarak kendini göstermiştir. Böylesi bir veliahtta sahip olduğum için tanrılara yüzlerce kere şükürler olsun. Çıkan onca gürültünün arasında, söylenmiş duymaya değer tek söz onun ağzından dökülmüştür ve ben dahil hepimiz onun dediğini yapmakla mükellefiz. Diyarın kurtuluşu buna bağlıdır” demiş.

Hükümdarın sözleri itirazları susturmaya yetmiş. Alınan karar üzerine Burça Han pazarlık için Kerey Han’a elçi olarak gitmiş…

Kerey Hükümdarın oğlunun kendisi ile görüşmek için geldiğini duyunca şaşırmış ve bunun anlamını teslimiyete yormuş. Yıllarca sürecek bir kuşatmaya kendisini öylesine hazırlamış ki bu beklenmedik hareket gönlünü ferahlatmaya yetmiş. Ülgen diyarı bu kadar çabuk teslim olduğuna göre sırada Ayazma’yı nasıl alt edeceğini düşünmek kalıyormuş. Ama daha önceden de yaptığı gibi ne kadar çabalarsa çabalasın, onu yok etmek veya ona zarar vermek için aklına bir yol gelmiyormuş. Kendisi ne kadar yüce ve zeki olsa da sadece bir insanmış, Ayazma ise tanrılar tarafından kutsanmış ulu bir ruh hatta belki tanrılardan biriymiş. Bir ölümlü böylesi bir varlıktan nasıl intikam alabilirmiş. Kafasında soru işaretleriyle boğuşurken Burça Han huzura gelmiş. Kerey düşüncelerini toplayıp misafirine dönmüş.

– Buraya teslimiyetini konuşmak için geldiğini görmekten mutlu oldum Bey oğlu. Bu işi kan dökmeden bitirmek benim de arzumdur.

– Kan dökülmemesini her ikimizin de arzu etmesi beni mutlu etti Kerey Han. Fakat niyetimiz teslimiyet değil, sizin teslimiyetinizi konuşup ortak bir antlaşmaya varmaktır.

Kerey bir an duraksamış.

– Benim teslimiyetim mi? Ülgen diyarında bilge hükümdarlar olur derlerdi. Altıya kadar sayamaz mısınız? Ya da altı ordunun kaç insan ettiğini hesaplamaktan aciz misiniz?

– Peki sen altı diyarı ardına toplayan Kerey Han. Yıllarca sürecek kuşatmaya Altı diyarı ikna edebilecek misin? Humay insanlarını gözünden sakınırken, Pustak fakirlik, Certenger açlıkla boğuşurken, Erleg’de her an bir isyan kapıdayken altı diyarı değil yıllar, kaç ay daha arkanda birlik olarak göreceksin. Bilmem ne denli savaş tecrüben vardır fakat savaşta başlangıç ve moral her şeyi belirler. Ülgen ise kuşatmaya başlarken çok güçlü bir silaha sahip. Surları veya bilgeliği değil bu silah. Umut Kuyusu hâlâ bizim topraklarımızda. Bunun bizlere sağlayacağı avantajları hayal edebiliyor musun? Her bir askerim ömründen birkaç yılın karşılığında olduğundan kat kat kuvvetli olabilir. Veyahut kuşatmayı uzatmak için bereketli ekinler, bol yağış ve gür akarsular dilenebilir. Tüm bunlar sizin için kötü bir başlangıç olacaktır.

– Zekice laflar fakat yere kar düşmesine aylar kaldı. Kuyu o zaman sizi terk edecek.

– O zamana kadar biz istediğimizi almış olacağız, siz ise müttefiklerinizi birer birer kaybedeceksiniz. Dediklerimi yanlış anlamayın. Söylediğinizin aksine Ülgen Ayazma ile ortak iş tutmadı. Aksine bizler de onun bir kurbanıyız. Yıllar evvel atam topraklarındaki savaş sona ersin diye antlaşmayı yapmak istemişti fakat gelin görün ki yüzyıllar sonra bir kez daha altı diyar savaş için kapımızda. Bu antlaşma size ne kadar zarar verdiyse bize de o kadar zarar verdi.

Bu sözler karşısında şaşıran Kerey, Burça Han’a ne istediğini sormuş.

– Bizim isteğimiz de sizlerle aynı. Antlaşmayı bozmak istiyoruz. Fakat Ülgen düşman olarak değil Ayazma’ya karşı bir ittifak olarak görülecek. Topraklarına herhangi bir asker ya da silah girmeyecek. Herhangi bir savaşa veyahut teslimiyete zorlanmayacak.

Kerey bir süre düşünmüş. Ülgen diyarıyla bir alıp veremediği yokmuş. Diğer diyarları bir araya getirmek için onların adını Ayazma’yla birlikte kullanmış sadece. Kalanları ardında toplamak için en etkili yöntem baş edebilecekleri bir düşman yaratmakmış ve Ülgen bunun için kullanışlı bir aparat olmuş şu ana kadar. Asıl düşmanı atalarını tahttan indiren Erleg halkı ve onu bu kadere mahkûm eden Ayazma imiş. Erleg hak ettiğini bulmuş ama Ayazma tüm heybetiyle bekliyormuş. Ona ulaşmak için Ülgen’le çatışmak yerine onlarla birlik olmak daha akıllıca olurmuş.

– Eğer sizler de Ayazma’yı düşmanınız olarak bellediyseniz sizleri aramızda görmek bizi şereflendirecektir Burça Han.

– Bunu duymak beni çok memnun etti. Diyarlarımız arasındaki ihtilaf çözüldüğüne göre ortak düşmana karşı yaptığım planımı sizlerle paylaşmak isterim.

Burça Han, Kerey’in gözlerinde kötülüğü ve acımasızlığı görmüş. Planını anlattıkça yüzüne yayılan fenalık yer yer tüylerini ürpertmiş. Bu iblis ruhlu adam şüphesiz ki tüm diyarlar için bir tehditmiş ama baş edilebilir bir tehditmiş. Tüm insanlığa en büyük zararı veren Ayazma’ dan kurtulmak için yılanla koyun koyuna yatmak icap etse de bu fedakarlık gerekliymiş. Ölümlü bir insan ulu bir ruha göre evlâ bir düşmanmış…

Kerey planı dinledikçe mutluluktan kendini kaybetmiş. En büyük düşmanı Ayazma’yı alt etmek için harika bir yolmuş bu. Burça Han tüm orduların Ülgen’i terk etmesi ve planının harfiyen uygulanması karşılığında antlaşmayı bozmanın sözünü vermiş. Ve istekleri derhal yerine getirilmiş.

Ordular dağılıp kuşatma tehlikesi kalktıktan sonra antlaşmayı yapan Yedi Diyarın Hükümdarlarının soyundan gelen yedi kişi bir kez daha Ülgen Topraklarında Umut Kuyusu’nun etrafına toplanmışlar. Mergen, Certenger, Humay ve Pustak hükümdarları, Aşina diyarının Hanım Sultanı, Erleg diyarından Kerey’in kardeşi ve Ülgen diyarından Burça Han kuyunun etrafına toplanmış. Her biri antlaşmanın bozulmasının topraklarına geri döndüreceği şeyleri hayal ediyormuş. Özellikle Aşina sultanı tüm bunların olmasını sağlayan ve onları az öteden izleyen kocası Kerey ile iftihar ediyormuş. Aralarında sadece Burça Han sabırsızlıkla ellerini ovuşturan Kerey’deki kötülüğü seziyor lakin insanlığın iyiliği için bu riske razı geliyormuş. Derken Ayazma kukuletası gözlerini örten yaşlı bir adam kılığında kuyunun üzerinde belirivermiş.

– Bunca yıl sonra bir kez daha bu topraklarda buluşmuşsunuz. Yemin edenlerin soyu, yeminlerini bozmak için bir arada. Sizleri bir şer topladı fark etmeseniz de lakin…

– Süslü cümlelerinle bir kez daha kafamızı karıştıramayacaksın. İyilik yapıyor gibi gözüken bir iblisten başka bir şey değilsin. Oyunlarına hepimizi felakete sürükledin. Topraklarımdaki tüm huzuru aldın, insanlarımı aldın, bizi yok olmaya mahkum ettin.

Demiş Humay Hükümdarı.

Ayazma’nın gürleyen sesi:

– Yıllar bilgeliğinizi cehalete dönüştürmekte acımasız davranmış. Bana verilen bir kez olsun benden istenilenden fazla olmamıştır. Ne aldıysam onu vermişimdir. Ne verdiysem onu da almışımdır. Ne bir zorlama ne bir hile. İnsanoğlunun lanetlerinden arınmış olan ben sizden gelecek neye tamah edeyim ki sizlere oyunlar oynayayım. Muktedir olmadığım hangi gücü bana bahşedebilirsiniz?

Dağlarda bile gürleyen bu ses hepsinin sinmesine sebep olmuş. Kerey bile o an her şeyi geride bırakıp kaçmak için inanılmaz bir istek duymuş içinde. Ayazma’nın tüm foyasını açık edeceğinden korkmuş fakat korktuğu başına gelmemiş. Ayazma tekrar konuşmuş.

– Gelme sebebiniz şüphesiz ki antlaşmayı bozmak. Bozulan yeminin bir bedelinin olacağını atalarınız kuyuya kanlarını akıtırken söylemiştim. Sizden istediğim bedel ise…

– Yüce Ayazma izin verirseniz bu bedel konusunda fikrimi beyan etmek isterim.

Konuşan Burça Han’mış. Ayazma’nın bakışları üzerine döndüğünde konuşmaya devam etmiş.

– Bedel bu sefer tüm insanlık tarafından ödenmeli. Diyarların ödediği bedeller geri alınacak bunun karşılığında ise tüm insanlık bedel ödeyecek.

– Atalarının bilgeliğinin parıltıları gözüküyor sende Burça Han. Konuş bakalım neymiş bu bedel.

– Bu bedel insan olarak hiçbir zaman hak etmediğimiz, hiçbir zaman kıymetini ve değerini bilmediğimiz, az önce de vuku bulduğu gibi her fırsatta nankörlük ettiğimiz, siz Yüce Ayazma ve Umut Kuyusu ödenecek en adil bedeldir. Kendinizi ve bizlere dağıttığınız umutlarınızı bizlerden esirgeyin. Bir daha ortaya çıkmamak üzere kaybolun efendim. Ne bir fani bir kez daha sizi görebilsin ne de anlamadığı, hak etmediği, sonunu kestiremediği dilekler dileyip, sıra sonuçları ile yüzleşmeye gelince sizin şerefli adınıza hakaretler etsin. İnsan oğlu sizin bahşettiklerinizi anlayacak kadar olgun değil henüz. Bundan ötürü ödenecek en adil bedel Umut Kuyusu’nun kendisi olacaktır.

Ortalığa mutlak bir sessizlik çökmüş. Sanki rüzgâr dahi Ayazma’nın cevabını duymak için dikkat kesilmiş. Bir süre sonra Ayazma konuşmuş:

– Özenle seçtiğin cümlelerin ardında yatan sebepleri görmüyorum zannetme. Dilin adımı övse de aklından özüm için geçen düşünceleri görmekteyim. Bana güvenmemektesin lakin art niyetten değil insanlarının uğradığı akıbetlerden dolayı böyle düşünmektesin. Dediğim gibi atalarının bilgeliği sirayet etmiş sana. Önerdiğin bedel kanaatimce makuldür ama bir şerh düşmeyi uygun görmekteyim. Tüm insanların zihninden kendimi ve Umut Kuyusu’nu sileceğim. Ne bu antlaşma hatırlanacak ne de atalarınızın yaptığı. Ne insanların dilekleri hatırlanacak ne ödenen bedeller. Lakin yeryüzünden yok olmayacağım. Her gün farklı bir yerde farklı bir diyarda ortaya çıkacağım. İnsanların içinde kendime dair küçük bir iz bırakacağım. Bana edilen yemin bozulacak. Yeminin etkilerinden tüm diyarlar azade olacak. Gözlerinizi açtığınızda diyarlarınızın başında hükmederken bulacaksınız kendinizi. Ne beni hatırlayacaksınız ne de sizi buraya sürükleyen hileciyi. İki istisna dışında tüm insanlık her şeyi unutacak. İlk istisna Burça Han. Yaptığı fedakarlığın yüceliğini ömür boyu gönlünde taşıması için o hariç tutulacak bu efsundan. İkinci istisna ise Kerey Han. Orada bizi büyük bir memnuniyetle izlerken verdiği bunca emeğin karşılığı olarak yaşananları hatırlamayı hak eden ikinci insan. Şimdi şartlarım sizler için uygunsa kanlarınızı kuyuya akıtın.

– İnsanların içine bırakacağın iz nedir?

Diye sormuş Burça Han.

– Kendine bunu dert etme. Ben senin bilgeliğine itimat ettim. Şimdi de sen benimkine güven.

– Kocamı hatırlayacak mıyım?

Diye sormuş Aşina Sultanı.

– Hayır sen onu unutacaksın. Diyarında sultan olarak açacaksın gözlerini. Ama o seni hatırlayacak ve sana söz, sana dönerse sen de onu hatırlayıp tanıyacaksın. Hem de tüm GERÇEKLİĞİ ile.

Hanım Sultan kocasına dönüp bakmış.

– Seni bir ömür bekleyeceğim. Neyi beklediğimi bilmesem de son nefesimi verene kadar yokluğun kalbimi sızlatacak. Ve geldiğinde söz verdiğin gibi bir ailemiz olacak.

“Söz verdiğim gibi Sultanım…” demiş Kerey.

Ve birer birer ellerini kesip kanlarını kuyuya akıtmışlar. Son damla da düştüğünde ortalığı devasa bir sis bulutu kaplamış. Bir fırtına içinde kalmışçasına sürüklenmeye başlamış her bir hükümdar. Ses ve toz curcunası içinde hepsi bir tarafa fırlayıp kuyuyla birlikte yok oluvermişler.

Kerey gözlerini açtığında Erleg diyarının Hükümdar koltuğunda oturmaktaymış…

Ayazma dediği gibi tüm insanların gönlünde bir iz bırakmış. O günden sonra insanlar kuyulara para atıp dilek dilemek gibi bir huy edinmişler. Dilenen dilek atılan paranın ederi kadarsa kuyu aldığı bedelin karşılığını veriyormuş…

Hacı Ahmet BOYRAZ

UMUT KUYUSU HİKAYESİ BURADA SONA ERİYOR. YENİ HİKAYELERDE BULUŞMAK DİLEĞİYLE… TAKİPTE KALIN!



Bir Cevap Yazın

HAB sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin