HAB

Her Hafta Bir Hikaye…


Umut Kuyusu – Pustak Hükümdarlığı Diyarın Düşüşü

Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 4

Kerey’ in altın yüklü kervanlarla Aşina’ dan ayrılışının üstünden bir sene geçmiş. Pustak Diyarı madenlerinin nerdeyse tamamını, bir kez daha Kerey’in emri ile hareket eden Aşina’lı tüccara satmış. Fakat bu sefer önceki yıllara  göre daha az ücret vermiş. Miktar azalsa da zahmetsiz gelen parayı geri çevirmek istemeyen Pustak hanedanı önerilen fiyatı kabul etmiş. Böylece diyarda kalan son demircilerde artık bu topraklarda işlerini yapamayacaklarını anlayıp Aşina Hükümdarlığı’ nın yolunu tutmuşlar. Oraya gidenlerin işlerini rahatça yapabilmeleri ve hızlıca refaha erişmeleri, doğduğu topraklara hizmet etmek için Pustak da kalan son ustaların da artık onurlu bir şekilde geçinebilmek adına göç etmenin zaruretini idrak etmelerine sebep olmuş. Umut Kuyusu Antlaşmasından sonra demirciler diyarına dönüşen Pustak; tüm ustaların terk ettiği bir yer haline gelmiş. 

Kerey’ de bu sırada Pustak diyarına yerleşmiş. Ölen kızları için şifa arayan Aşina’ nın Damat Hükümdarı kimliği ile saray kütüphanesini kullanmasına izin verilmiş. Bir yıl boyunca Saray’a girip çıkararak, doğru yerlerdeki kişilere zarif ve pahalı hediyeler göndererek yönetim kademesindeki bir çok kişinin gönlünü fethetmiş. Güçlü belagati, yakışıklı görüntüsü, ve yüzüne takındığı acılı baba maskesi ile kimi zekasından kimi vicdanından kimi de karizmasından etkilenmiş. Sadece ilk geldiği zamanda nezaketen kendisi ile görüşen Pustak Hükümdarı,  Kerey’ den de talep gelmeyince bir daha hiç kendisiyle görüşmemiş. Ancak çevresindeki herkesten onun adını, bilgeliğini, gücünü, zarafetini duymaya başlayınca bir gün akşam yemeğine Kerey’ i davet etmeye karar vermiş. 

Yemeğe başlarken hükümdar Kerey’ e; kızları için ne kadar üzgün olduğunu, kütüphanelerini istediği kadar kullanabileceğini, kendisine yardım etmekten mutluluk duyacağını söylemiş. Aralarındaki ticaretten memnun olduğunu, yaptırdıkları anıtlar için maden dışında bir yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sormuş? Kerey son derece şaşırmış bir edayla “Sanırım tam anlamadım ne anıtından bahsediyorsunuz?” demiş. Bu kez şaşırma sırası Hükümdardaymış. “Eeee kaç yıldır nerdeyse tüm madenlerimizi siz alıyorsunuz. Önce ilk kızınız sonra da ikincisi için tüm madenlerimi sizlere sattım” demiş. Gene son derece şaşkın şekilde “Sanırım bir yanlış anlaşılma söz konusu. Bizim Aşina Saray’ ı olarak böyle bir ticaretten haberimiz yok. Böyle bir anıt yaptırma fikri de hiç bir zaman gündemimize gelmedi açıkçası.” Hükümdar sinirle “Ama nasıl olur?  Gelen tüccarda sizin mührünüz vardı. Bize gayet yerinde bir antlaşma önerdi. Dört yıldır tüm madenlerimizi satıyoruz aynı tüccara ve karşılığını da fazlasıyla alıyoruz” demiş. Kerey “ Karşılığını almanıza sevindim. Fakat anlaşılan bizim ismimizle bizden habersiz hareket eden bir tüccardan söz ediyoruz. Aşina adını bizden habersiz zikretmek ve sizin gibi saygıdeğer bir hükümdara bizim adımızla bizden izinsiz iş yapmak takdir edeceğiniz üzere affedemeyeceğimiz bir kabahat. Bu tüccarı tekrar görürseniz aramızdaki dostluğa istinaden alıkoymanızı rica edeceğim. Bu sayede hem niyetini hem de ne cüretle bizim adımızı kullandığını öğrenebiliriz. Ayrıca Aşina Hükümdarlığı’ nın artık kendi madenleri var. Bu konuda fazlasıyla okuyup araştırmışlığım var. Öğrendiğimiz bilgiler sayesinde yüzeydeki ipuçlarını kovalayarak büyük bir demir madeni keşfettik bir kaç sene önce. Aşina bu gün maden konusunda kendisine yeten ve hatta komşularının eksiklerine yardım eden bir ülke” demiş.   

Yemek bu konunun gölgesinde sürüp bitmiş. Farklı konular, yurt meseleleri, Umut Kuyusu ve daha bir çok şeyden bahsedilmiş bahsedilmesine ama Pustak Hükümdarının aklı fikri tüccardaymış. Hoş altınları almış almasına lakin gene de kandırılmak ağırına gitmiş. “Sonuçta bir kaç ay sonra tekrar madenlerimi almaya gelecek, o zaman görüşeceğiz onunla” diyerek avutmuş kendisini. Yemeğin sonunda Kerey, Hükümdar’a tüm iyi niyeti ve misafirperverliği için teşekkür etmiş. “Ayrıca en kısa sürede Mergen Diyarına yolculuk etmek niyetindeyim. Buradan bulduğum bazı bilgileri orada teyit edebileceğime dair bir umut var içimde. Fakat izniniz olursa buraya tekrar dönmek istiyorum. Mergen’ de bulduklarımı da burayla karşılaştırabilmek adına” demiş. Ve hükümdara selam vererek yanından ayrılmış. O günden sonra Pustak’ da uzun süre Kerey’ i gören olmamış.

Gözlerden kaybolan sadece Damat Hükümdar değilmiş. Tüccar da göstermemiş bir daha yüzünü, Hükümdar yolunu gözlerken. Madenler çıkarılmaya başlamış, stoklar dolup taşmış. Dolmuş dolmasına da bu sefer hepsini alacak bir tüccar yokmuş. Beklemekten yorulan Hükümdar madenlerin demircilere satılmasını emretmiş lakin yıllardır duymadığı, duymak istemediği, görmezden geldiği söylentilerin doğruluğu şamar gibi çarpmış yüzlerine. Koca Pustak diyarında demir alıp işleyecek bir usta bile kalmamış. Küçük bir kaç dükkan varmış sadece ama bunların aldığı bir kaç kilo demir ne kayda değermiş ne ürettikleri malzemeler kaliteliymiş. Hükümdar kinle beklediği tüccarı hasretle beklemeye koyulmuş. Çünkü tek çıkar yol madenleri ona satıp hazineyi doldurmakmış. Aşina’ lı veya değil verdiği altınlar kimliği gibi sahte değilmiş ya. Önemli olan da buymuş zaten.

Fakat ne tüccar gelmiş maden almaya ne de kayda değer bir demir ustası. Hazinedeki varlıklar gün geçtikçe erirken Pusta Hükümdarı kara kara ne yapacağını düşünüyormuş. Derken muhafızlar Kerey’ in geldiğini ve kendisi ile görüşmek istediğini haber vermiş. Hükümdar hemen kabul etmiş, çünkü aklına tek çıkar yol geliyormuş ve bunun yolu da Kerey’ den geçiyormuş. Önce nezaket gereği Mergen yolculuğunu sormuş. Kerey son derece kendinden hoşnut olarak beklediğinden iyi geçtiğini araştırmalarının büyük meyveler verdiğini, yüce hükümdarın izni olursa oradan edindiği bilgileri burada tekrar irdelemek istediğini söylemiş. Hükümdar bu ricayı kabul etmiş, yalnız kendisinin de bir isteği olduğunu söylemiş. “Sahtekar tüccar bu yıl gelmedi. Gelse onu ellerimle boğacaktım lakin kellesini huzuruma tekrar getirecek cesareti yokmuş ahlaksız herifin. Stoklarım demir madeni ile dolu ve henüz kimseye satamadık. Aldığım duyumlara göre diyarımın demircileri de sizin madenlerinizi işlerlermiş. Sizden ricam Pustak’ lı demircileri tekrar vatanlarına geri yollamanızdır. Size yardım elini uzatan bir dostunuz olarak şimdi ben sizden yardımınızı istiyorum. Aşina’ ya göç etmiş tüm demircilerimi geri istiyorum.” Kerey düşünmek için bir gün mühlet isteyip huzurdan ayrılmış.    

Diğer gün tekrar Hükümdarın karşısına çıkan Kerey, teklifini hükümdara sunmuş: “Saygıdeğer Hükümdar. Sizin de dün söylediğiniz gibi zor zamanımda elinizi uzatıp kitaplarınızdan faydalanmama izin verdiniz. Bu söylediğiniz üzere dostane bir eylem olsa da size bir külfeti olmayan bir eylemdir. Lakin benim ülkeme göçmüş demircileri size göndermem sizin de takdir edeceğiniz üzere Aşina için fazlasıyla maliyetli olacaktır. Onlar diyarın en iyi demircileri ve onlar istemeden hiç birini ülkemden süremem. Aşina diyarına katkıları, yaptıkları silahların ve eşyaların kalitesi paha biçilemez. Ben Aşina’ nın Damat Hükümdarı olarak öncelikle memleketimin çıkarlarını düşünmekle mükellefim. Bu nedenle isteğinizi geri çevirmek zorundayım. Fakat biz bizden yardım isteyen dostlarımıza sırt çevirmeyiz. Sizlere iki teklifte bulanacağım. Birincisi Pustak’ lı demircilere haber salın. Dönmek isteyen olursa geri dönüşü engellenmeyecektir. Lakin hemen hepsinin hali vakti oldukça yerinde. Sizleri gücendirmek istemem ama birçoğunun durumu Pustak’ da olduğundan çok daha iyi. Bu yüzden geri dönmezlerse şaşırmayın. Geri dönmeyecekleri takdirde sizleri mağdur etmemek adına cömertliğimizin bir göstergesi olarak size ikinci teklifimizi sunuyorum. Elinizdeki tüm stokları Aşina Hükümdarlığı adına, üzerinde anlaşma sağlayacağımız bir fiyata satın almak istiyorum.”

Hükümdar Kereyi dinledikten sonra düşünüp nazırlarına danışmak için süre istemiş. Ve ilk iş olarak Aşina’ daki demircilere haberciler yollamış. Geri döndükleri takdirde çok ucuza demir alabileceklerinin ve ürettikleri eşyalardan daha az vergi alınacağının garantisi verilmiş. Ülkeleri zor bir dönemden geçerken diyara bağlılıklarını göstermeleri, doğdukları topraklara olan sadakat borçlarını ödemeleri istenmiş.

Haberciler demircilere ulaşsa belki dönenler olurmuş. Çünkü doğduğun topraklara, soydaşlarına hizmet etmek başka topraklarda çalışmaktan çok daha evlaymış. Fakat haberciler Aşina’ ya girmeden Kerey’in adamları tarafından yakalanmış. Hükümdara sadık bir kaç haberci sözlerini değiştirmeye yanaşmayınca oracıkta infaz edilmiş. Sözlerine değer biçenler ise demircilere Hükümdarın dediklerini değil Kerey söylediklerini iletmişler. Demişler ki “Pustak Hükümdarının buyruğudur. Para için vatanını satan köpekler geri döndükleri anda öldürülecektir. Madem memleketinizi paraya sattınız artık bir memleketiniz yok. Bir ömür yersiz yurtsuz yaşamaya, evinizden uzakta ölüp yabancı topraklara gömülmeye mahkumsunuz.”

Habercilerinin dönmesini bekleyen Pustak hükümdarı ise gönderdiği ulakların getirdiği cevapları duyunca çileden çıkmış. Söylediklerine göre gönderilen ulaklardan bazıları geri dönmek yerine Aşina’ da kalmayı tercih etmiş. Geri dönenlerin ustalardan getirdiği cevaplar ise hep aynı minvaldeymiş. “Biz demir için yalvarırken tüm madenleri başkalarına peşkeş çeken Hükümdar’dan vatan sevgisi öğrenecek değiliz. Bizi vatanımızla tehdit edeceğine önce kendisi atalarının yurduna sahip çıksın. Halkını korkutarak göz dağı verecekse Erleg’ de neler olduğunu hatırlasın. Yurt bizim yurdumuzdur. O gittiğinde biz geri geliriz.”

Bu saygısızlık karşısında öfkeden deliye dönen Hükümdar bu soysuzların görüldükleri yerde infaz edilmesi emretmiş. Planı kusursuzca işleyen Kerey ise kısa sürede huzura çağırılacağının bilinciyle keyifli bir bekleyişe koyulmuş.

Fazla beklemesine gerek kalmadan Hükümdar’ın karşısına çıkmış. “Kerey bu zor anımızda yanımızda olup madenlerimizi satın almak için teklifte bulunmanız bizim için anlatılamayacak bir dostluk nişanesidir. Fakat sizin de takdir edeceğiniz üzere bu madenler Pustak’ ın ana gelir kaynağıdır. Ve verdiğiniz fiyat bizim demircilerimize normalde sattığımız fiyatın bile çok altındandır. Üstelik işlenmiş demirden de vergi alamayacağız. Sizden teklifinizi gözden geçirmenizi istiyorum. Bize bu gün yapılacak dostluğu bir ömür hatırlayacağımızdan şüpheniz olmasın. ”

Kerey tüm saygısıyla cevap vermiş: “Elbette sizi anlıyorum. Fakat sizler de bana anlayış göstermelisiniz. Aşina diyarında zaten maden bulunmakta. Biz sizden aldıklarımızı işleyebilir miyiz onu bile bilemiyorum. Ustalarımızın elinde fazlasıyla cevher var. Üstelik demirlerin buradan Aşinaya aktarımı da bir külfet addediyor. Ülkemin çıkarlarına zarar vermeden dost bir Hükümdara iyilik yapmak adına size bu teklifi sundum. Paha biçilemez dostluğunuzun hatırına fiyatı bir miktar arttırabilir. Ama siz de takdir edersiniz ki sadece size iyilik etmek adına kendi ülkemi zarara sokamam. Size yeni teklifimi bu gece ileteceğim. Siz de sabaha kadar bana cevabınızı bildirisiniz.” 

Kerey önceki fiyatta küçük bir artış yaparak Hükümdara iletmiş. Bu fiyat bile demir madenlerinin ederinin çok altındaymış fakat satın alacak başka kimse de yokmuş. Çaresizce teklifi kabul etmek zorunda kalmışlar. Hazineye hiç para girmemesindense bu daha evlaymış. Ve böylesi zor bir zamanda mecbur olmamasına hatta ihtiyacı bile olmamasına karşın Kerey’ in madenleri alması da büyük bir dostluk şiarı olarak kabul görmüş. Ve Kerey Hükümdarla yakınlaşmaya başlamış. 

Kerey Hükümdara bu krizi çözmesi için tavsiyeler veriyormuş. Demirden biraz da olsa anlayanları toplayıp bir lonca kurmayı ve Pustak’ a sadık yeni demirciler yetiştirmeyi önermiş. Hatta gerekirse Aşina’ dan eğitim için Usta getirmeyi bile teklif etmiş. Kış boyu eğitimler çalışmalar sürüp gitmiş. Kerey bir Mergen Hükümdarlığına gidiyor bir kaç hafta sonra tekrar dönüyor ve hükümdarla yeni demircileri denetliyormuş. 

Kerey’ in aşinadan getirttiği usta sayesinde büyük ilerlemeler kaydedilmiş. Hükümdar’ın yaza ustalara tekrar demir satma hayalleri yeşermiş yavaş yavaş. Bu ilerlemede şüphesiz Kerey’ in emeği çokmuş ve Pustak diyarı için yaptıkları büyük saygı kazanmasına sebep olmuş. Aşinadan gelen usta işini tamamlayıp döndükten sonra, loncanın en iyilerinin olduğu guruba bir demir ocağı inşası başlamış. Burada hükümdarın gözetiminde demir işlenecek ve Pustak eski günlerine dönecekmiş. Karlar erimeye yüz tuttuğu sıralarda demir ocağında çıkan bir yangın Hükümdar’ın filizlenen umutlarını da küle çevirmiş. Loncanın yetiştirdiği tüm kalbur üstü öğrenciler yanarak can vermiş. Haberi alınca otağına çöküp kalan hükümdarın hali gerçekten içler acısıymış. 

Arkadaşının bu durumunu gören Kerey kendi çıkarttığı yangına üzülme işini o kadar gerçekçi yapıyormuş ki kimsenin ondan şüphe duymak aklına gelmemiş. Demir ustalarını içeri bağlayıp ocağı ateşe verenler kendi adamları değilmişçesine yas tutmuş. Ve tekrar dostluğunu ispatlamak adına çıkan tüm madenleri geçen seneki fiyattan alma sözü vermiş. 

Bir seneyi daha kurtardığı için mutlu olsa da gelen parayla ancak saray erkanının hayatını ikame ettirebileceğini bilen ve halkının sefalete mahkum olacağını gören Pustak Hükümdarı sorunlarını dostuna açıp ondan akıl istemiş. Kerey karşısındaki adama içtenlikle bakıp: “Ben de sana bu konuyu açma niyetindeydim. Sen kendi derdinle, yurdunun derdiyle, halkının derdiyle öylesine boğuluyordun ki sana kendi sıkıntılarımı anlatıp yormak istemedim. Ama görüyorum ki ikimizin de derdi aynı. İkimizin de derdi Ayazma! 

Bildiğin üzere Aşina diyarında Sultanların erkek çocuğu olamaz. Ve maalesef bizim kızlarımız da bir hastalık yüzünden doğdukları hafta ölüme mahkum oluyor. Öylesine bir lanet ki ne kadar araştırsam da; burada, Aşina’ da, Mergen’ de ne kadar kaynak tarasam da bu illete bir çözüm bulamadım. Fakat illetin sebebini buldum Ayazma! Ondan  dilek dileyen hükümdarlar zamanla lanetleniyor. Ayazma ilk baştaki şartlara sağdık kalmayarak zamanla daha fazlasını talep edip sormadan alıyor. Üç diyarda ne kadar kaynak okuduysam, ne kadar kişi ile konuştuysam hep bu sonuca vardım. Ve öğrendim ki aslında Ulgan Hükümdarı iyilik sever bir bilge olduğu için değil, kurnaz bir yönetici olduğu için Umut Kuyusu Antlaşmasını talep etmiş. Topraklarındaki lanetten kurtulabilmek adına bunu yapmış. Yoksa sırf iyi niyetten hangi hükümdar böylesine bir gücü bırakır. Bak bizim erkek evladımız olamaz ve Ayazma artık kızlarımı da alıyor. Senin altın madenlerin kurudu. Demir madenlerin ise artık bir işe yaramıyor. Ülken fakirlikle boğuşuyor. Mergen’e gidip gelerek gördüm ki onların durumu daha da beter. Ülke yalan bilgilerin sonucunda yıkılmanın eşiğine gelmiş durumda. Ayazma asla talep ettiğiyle yetinmez her zaman fazlasını alır. Ve bu antlaşma oldukça her diyar yok olmaya mahkumdur. Erleg düştü, eğer bu durumu çözemezsek Aşina düşecek, Pustak düşecek, Mergen düşecek. Kim bilir belki Humay ve Certenger de yıkımın eşiğinde. Ulgan belki de Ayazma ile anlaşıp zamanla tüm diyarlara sahip olmak için teklif etti bu antlaşmayı kim bilir? 

Diyeceğim o ki bir zamanlar bu topraklardan sizden daha zengin hiç bir ülke yoktu. Dağlarınızdan altın şelaleler akar, topraklarınızdan değerli madenler fışkırırdı. Ne paranın hesabını yapardınız ne de fakirlik nedir bilirdiniz. Oysa şimdi bir dostunuzdan gelecek altınla idare etmeye mahkum durumdasınız. Bize düşen dostum bu lanetli antlaşmayı bozmak. Benim oğullarım olsun, senin altınların. Ben evlatlarımla mutlu yuvama kavuşayım, sen ayak takımı ustalara muhtaç olmadan zenginliğinin keyfini sür.”

Hükümdar düşünmek için zaman istemiş. Gece boyunca kendisine hakaret eden ustaları, teklifini reddetmelerini, dolandırıcı tüccarı, çıkan yangını, fakirliği, dostundan dilenci gibi para almasını düşünüp durmuş. Düşündükçe öfkelenmiş, öfkelendikçe yaptığı tüm basiretsizlikler için Ayazmayı suçlamış. Sabah olduğunda o tüccarı gönderinin de, yangını çıkaranın da, demir ustalarının aklını çelenin de Ayazma olduğundan emin olmuş. Uykusuz geçen sabahın ilk ışıkları ile soluğu Kerey’ in yanında almış.

“Bu lanetli antlaşmayı bozmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Hak ettiğim gibi altınların içinde yaşayıp öleceğim, ayak takımının peşinde koşarak değil. Pustak’ın askeri, stratejik ve fazla olmasa da maddi tüm gücü bu antlaşmayı bozma yolunda seninledir. Ne yapmak niyetindesin?”

İçerisinde zafer davulları en üst perdeden kutlama yaparken sakin kalmayı başaran Kerey: “Desteğin için minnettarım dostum. Senin sayende benim bir yuvam ve senin de tekrar refah dolu bir hayatın olacak. Bunu başarmak için elimden geleni yapacağımı bilmeni isterim. Her şeyden önce karıma verdiğim söz ve sen değerli dostumun desteği ile bu yolda muvaffak olacağımıza inancım tam. Yarından tezi yok Mergen’e doğru yola çıkıyorum. Oradaki bağlantılarım sayesinde Hükümdarı ikna edebileceğime eminim. Diğer diyarlar için yardımın gerekirse seni haberdar edeceğim. Bu süre boyunca çıkan tüm demir madenlerini daha önce anlaştığımız fiyata senden satın alacağım. Bu sayede sen de tekrar altın madenlerine kavuşana dek az da olsa rahat edersin.”   

Kerey’in bu cömertliği karşısında ne diyeceğini bilemeyen Hükümdar dostu ile kucaklaşmış. Diğer diyarlar için planlar yapıp tartışmışlar. Sonraki günün ilk ışıkları ile Kerey bir kez daha Mergen’ in yolunu tutmuş…   

Hacı Ahmet BOYRAZ



Bir Cevap Yazın

HAB sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin