HAB

Her Hafta Bir Hikaye…


Umut Kuyusu – Pustak Hükümdarlığı

Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 3

Aşina hükümdarlığının genç sultanının halktan biri ile evlendiği haberi diyardan diyara yayılmış. İster soylu ister köylü herkes en az bir kere olsun bu havadisi duyup şaşırmış. Soylular anlam veremezken köylülere umut olmuş. Ünleri diyarda yayıla dursun Kerey ile Sultan ise mutlu bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlarmış. Kerey otacıdaki işine devam ediyor, hem ustasından hem de artık ulaşabildiği sarayın kütüphanesinden bilgisine bilgi katıyormuş. İstendiğinde saray erkanına verdiği fikirlerin bilgeliği, artık Sultan eşi olmasına rağmen halen otacıda çalışarak gösterdiği tevazu ve karısına gösterdiği sonsuz sevgi ile çevresindeki herkesin büyük saygı ve takdirini toplamış. Valide Sultan’dan komutanlara, vezirlerden nazırlara kadar her biri bu genç delikanlıya giderek artan bir güven duyuyormuş.

Evliliklerinin beşinci ayında yaşına bağlı hastalıkları giderek ağırlaşan Valide Sultan birden hayata gözlerini yummuş. Her ne kadar dertleri bilinse de bu ani ölüm beklenmedikmiş. Ölüm nedeni araştırıldığında Kerey’in de yardımı ile sebebin yaşlı otacının verdiği ilaç olduğu anlaşılmış. İlacın karışımında olması gerekenden fazla konulmuş olan banotunun etkilerini anlayan Kerey, babası gibi sevdiği ustasının hatasını ortaya çıkararak idamına sebep olmuş. Hem kayın validesinin ölümü hem de ustasının idamı ve sebep olanın kendisinin olması Kerey’i mahvetmiş. İyice içine kapanmış ve ustasından boşalan şehrin şifacılığı görevini üstlenmek adına canla başla çalışmaya başlamış. Ustasının dükkanından çıkmıyor, gündüzleri halka şifa dağıtırken geceleri okuyup araştırmalar yapıyormuş. Artık ülkeyi yöneten genç Sultan ise kocasının bu halini gördükçe üzüntüden kahroluyor onu tekrar eski haline döndürebilmek için çabalıyormuş.

Planladığı gibi hem ustasından hem de valide sultandan kurtulan Kerey ise, bu dertli adam maskesini takarak sıradaki adımlarını iyice detaylandırıyor, önüne çıkacak olası pürüzleri ve çözümlerini değerlendiriyormuş.

Bu kasvetli dönem iki ay kadar sonra Sultan’ın hamile olduğu haberi ile bir anda dağılıvermiş. Baba olacağını öğrenen Kerey, yeniden eski neşesine kavuşmuş. Devlet işlerinde karısına danışmanlık yapan, sarayda her yardım isteyene koşan üstüne üstlük şehirde hastalıkları iyileştirmeyi de ihmal etmeyen Kerey’in çalışma azmi, enerjisi ve iyi yürekliliği onu tüm Aşina diyarı için bir sembol haline getirmiş. Halkın içinden saraya yükselen ve orada büyük bir saygı gören bu adam sanki hayallerden fırlayıp gelmişçesine muhteşemmiş.

Hamilelik sürecinde Kerey sarayın hazinesinden doğacak sultana hazırlık kisvesi altında önemli miktarlar altın almaya başlamış. Bu altınlarla sözde, bebeğin gelişimi için farklı diyarlardan şifalı otlar getirttiğini söylüyor, kızına ipek elbiseler, paha biçilmez altın hazineler aldığını iddia ediyor fakat alttan alta parayı planları için kullanıyormuş. Bir babanın doğacak kızı için bunları yapması olağan olduğundan kimse olayın altında bir kötülük sezmemiş.

Fakat hamurunda kötülükten gayrısı bulunmayan Kerey intikamına gidecek yolun sonraki adımlarını atmaya başlamış. Sırada Pustak Hükümdarlıkları varmış.

Pustak Umut Kuyusu Antlaşması’ nda altın madenlerinden vazgeçen diyarmış. Zenginlikleri olan altın, topraklarından kaybolunca onlar da maden işleme becerilerini farklı bir metale, demire yöneltmişler. Demir madenlerinden silahlar, zırhlar ve başka eşyalar yapıp diğer diyarlara satmaya başlamışlar. Ticaret sayesinde altına ulaşıp, diğer gereksinimlerini karşılamayı öğrenmişler. Pustak diyarındaki demir madenleri Hakan ve onun erkanının elindeymiş. Çıkardıkları demirleri ucuz fiyata halkın arasındaki demir ustalarına satıyor, demir ustalarının ürettikleri zırh, kılıç gibi eşyalardan da vergi alarak hazineye aktarıyorlarmış.

Günün birinde Aşina’ dan geldiğini söyleyen bir tüccar işlenmemiş demir madeni için çok cazip bir fiyat teklifinde bulunmuş. Söylediğine göre Aşina Sultanının doğacak kızı için yapılacak özel bir yapıda bolca demir işlenip kullanılacakmış. Demiri Aşina Sarayı’nın kendi demircisi işleyeceğinden ham olarak ihtiyaçları varmış. Pustak’ın en önemli gelirinin bu demir ve bundan üretilen eşyalar olduğunun bilincinde olduğunu söyleyen tüccar, ham demirin normal fiyatının iki buçuk katına yakın bir ücret teklif etmiş. Bu sayede ustaların üretimlerinden alacakları vergiden olsalar bile hazine hala karda olacakmış.

Teklif öylesine cömertmiş ki Hakan ve vezirleri anlaşmayı kaçırırız korkusu ile apar topar kabul etmiş ve o yıl madenlerden çıkan demirin büyük çoğunluğunu tüccara teslim etmişler.

Demirler kervana yüklenirken, tüccar çarşıdaki en büyük üç demir ustasının yanına uğramış. Demiş ki “Duyduğuma göre bu yıl sizin demir madenleri oldukça kesatmış. Hakan ve vezirler siz ustalara ne yalan söylesek diye düşünür dururlarmış. Çıkan bir avuç demir tüm ustalara yetmeyeceğinden aranızda en yüksek fiyatı verene vereceklermiş. Hatta altın sürahi sattığım bir nazırın eşi, bu sene madenleri topluca sattık ama gelecek yıl gene eskisi gibi olacak diye size yalan söyleyeceklerini ağzından kaçırıverdi. Bunları size söyleme sebebim hepimiz tüccarız. Ekmeğimizi kazanmanın derdindeyiz. Aşina’ da demir madenleri bulunmuş. Demirden anlayan eller arıyorlar, işi becerebilene de yüksek ücretler teklif ediyorlarmış. Tabi bunlar hep tevatür. Doğrusunu zaman gösterir elbet.” Tüccar zehri ufak ufak çarşıya zerk ettikten sonra göstermelik bir kaç alışveriş yapıp kervanı ile Aşina’ya dönmüş.

Şüphesiz ki tüccar Kerey’in adamıymış. Kerey gelen demirlerin gösterdiği yere gömülmesini emretmiş. Pustak için böylece ilk adım atılmış olmuş.

Aşinada ise herkesi doğumun heyecanı sarmış. Genç Sultanın karnı burnundaymış artık. Ha bu gün ha yarın bebek bekleniyormuş. Derken bağıran tellallar müjdeli haberi halka ilan etmiş. Nur topu gibi sapasağlam bir kız çocuğu dünyaya gelmiş. Şerefine şenlikler, oyunlar, kutlamalar düzenleneceği ahaliye duyurulmuş.

Doğumun gecesinde Sultan ve Kerey odalarına çekilmiş. Sultanın başı Kerey’in omuzlarında uykuya dalmış. Bebek ise sultanın diğer yanında uyumaktaymış. Planları esnasında en çok zorlanacağı anın bu olacağını ön gören Kerey kalbinin acı veya korkuyla titremesini beklerken son derece soğuk kanlı şekilde yerinden kalkmış. Cebinden önceden hazırladığı karışımı çıkarıp yatağın diğer yanına dolanmış. Kendi kızının, canından kanından olan kızının yüzüne bakmış. Bu kırmızı yüze, sıkılmış minnacık ellere ve ufacık parmaklara bakarken ne bir nebze merhamet duymuş içinde ne de sevgi kırıntısı. Taşlaşmış bir kalp bile atmaya başlayacakken masum bir bebeğin önünde, Kerey’ in kalbi hala buz gibi durmaya devam etmiş. O an anlamış ki taştan bile olsa bir kalbe sahip değilmiş. Bu onu mutlu etmiş çünkü duygulardan arınmış olmak hedefe ulaşmanın en önemli koşuluymuş. Hata kilit altındayken duygu onun anahtarıymış. Duygulara sahip olmayan biri kapıyı açamaz ve kusursuz şekilde istikametine yürürmüş.

İstikamet intikam, istikamet adalet, istikamet Ayazma… Elindeki şişenin kapağını açıp kılı bile kıpırdamandan içindeki sıvıdan yeni doğmuş bebeğinin kulağına bir damla damlatmış. Yapılması gerekeni yaptığının bilinciyle ve amaçlarına bir adım daha yaklaşmış olmanın verdiği tatmin duygusu ile tekrar yerine geçip uykuya dalıvermiş…

Sabah odayı dolduran sultanın feryatları ile uyanmış Kerey. Küçük kızının yüzünde kanlar süzülürken yıkılmış bir babayı oynamış ustaca. Eşiyle beraber dövünmüş, onunla ağlayıp yakarmış, eşini teselli etmek için elinden geleni yapmış. Halk bu kara haber karşısında kendi evlatlarını yitirmişçesine üzülmüş. Sultanın yüreğini evlat acısı kavururken devlet işleri giderek Kerey’ in kontrolüne geçmiş yavaş yavaş…

Aradan aylar geçmiş. Karlar çekilmiş, yağmurlar toprağı dövmeye başlamış. Günler ısınır topraklar yumuşarken Pustak diyarında maden ocakları tekrar canlanıvermiş. Geçen sene demirciler için kesat bir yılmış. Saraydan yayılan söylentilere göre sultan tüm madenleri bir tüccara satmış. Halkın dediğine göre ise madenler kurumuş iyice. Herkes bu sene ne olacak diye beklemekteymiş. Maden işçileri harıl harıl demir çıkarıyor, sarayın stokları doluyormuş…

Sarayın stokları doluyormuş dolmasına ama demir ustaları bir türlü işleyecek cevheri alamıyormuş. Çünkü Aşina Hükümdarlığı ölen bebekleri için yaptıracakları anıtta kullanmak adına çıkan tüm demir cevherlerini satın almışlar.

Elde kalan az biraz cevher ise kurnaz birkaç kişi tarafından toplanmış ve karaborsada fahiş fiyatlara satılmaktaymış. İki senedir işlerini yapıp ekmeklerini kazanamayan demir ustaları isyanın eşiğine gelmiş. Ustalar arasındaki ortak kanaat bu satış işlerinin masal olduğu yönündeymiş. Bir lonca toplantısı sırasında saygı duyulan ustalardan biri söz alıp: “ Satış falan bize yalan söylüyorlar. Sultan dediğin halkı iş için beklerken elindekini başkalarına peşkeş çeker mi?  Öz evlatları dururken paraya tamah edip başkalarına satar mı madenlerini? Hem Aşina’ ya demirle iş yapılacak olsa neden demir satılsın? Biz burada her şeyin en iyisini yapar oraya işlenmiş malzemeyi daha da karla satarız. Bu bizim en doğal hakkımız. Bu diyarın en iyi demircileri bizler değil miyiz? Hem ben aşinadan gelen bir kaç tüccarla konuştum. Demir alım hikayesi falan yalan dediler. Lakin yeni bir Damat Hükümdar varmış orda. Bu maden işlerine neye kafası basarmış. Dedi ki topraklarında maden bulmuş ve çalışacak ustalar arıyormuş. Benim fikrim bizim sultan da duydu bunu ve kaçmayalım diye bizlere “madenimiz var sadece sattık bu sene” diye yalan söylerler. Bizdeki madenler kurudu. İsteyen maden işçileri ile de konuşsun, ben konuştum biliyorum. Artık bu topraklarda maden çıkmayacak. Ayazma’ nın laneti altından sonra demire de sirayet etti. Ben demir ustasıyım. Demir nerdeyse benim ekmeğim orda. Yarından tezi yok Aşina’ nın yolunu tutuyorum.” demiş.

Ustanın bu konuşmasının arkasında yatan sebep şüphesiz Kerey’ miş. Artık kontrolüne geçen hazineden bolca altın dağıtarak yalanlarını söyleyecek ağızlar satın alabiliyormuş. Doğru yerlerde konumlanmış bu yalancılar tüm toplumu etkiliyor, insanların Kerey’in istediği gibi hareket etmelerini sağlıyorlarmış. Ustanın lonca divanında söyledikleri tüm demircileri etkilemiş. Gidenlerin iş buldukları haberi de ulaşınca kendilerine, Aşina’ nın yollarına düşmüşler birer birer…

Kerey Pustak’ dan getirtip gömdürdüğü demirleri, kendi toprağı inceleyip maden bulmuşçasına ilan etmiş. Buradan çıkan demirleri işlemek ve halkı kalkındırmak için Pustak diyarından demirciler getirttiği haberini yaymış diyara. Gelen ustalara yardım etme, işlerini kurmalarına destek olma talimatı vermiş herkese. Bu madenler sayesinde herkesin refahı artacakmış çünkü. Kılıçlar, kalkanlar, diğer demirden eşyalar artık Pustak’ dan alınmayacak, Aşina toprağından çıkan cevherle yapılacak ve nihayetinde kazanan Aşina halkı olacakmış. Bebeğini kaybeden babanın, evladı olarak halkını bağrına basıp onlar için böylesine çabalaması, Hanım Sultan yastayken onun eksikliğini aratmadan her işe koşması Kerey’ e olan sevgi ve bağlılığı giderek artırmaktaymış.  

Ölen bebeğin hüznü hala kalpleri sızlatırken Sultan’ ın tekrar hamile kalması kara bulutları dağıtmayı başarmış. Kaybettiği bebeğini mazide bırakıp doğacak kızı için yeniden yaşamaya başlayan Sultan yaşama tutunacak gücü bulmuş içinde. Kocasının telkinleri ile devlet işlerine fazla kafa yormadan karnındaki bebeğini düşünerek geçirmiş aylarını. Kerey hem ülkeyi yönetiyor hem de kendisine kocalık yapıyormuş. Sultan böylesine muhteşem bir eşe sahip olduğu için her gece şükürler etmekteymiş.

Aradan dokuz ay geçmiş. Sultan tekrar doğum yapmış. Nur topu gibi bir kız babasının kucağında saray erkanına takdim edilmiş. Akşamına gene Sultan ve Kerey odalarına çekilmişler. Neşe ve coşkunun arkasına gizlenen panik kendisini tedirgin etse de Sultan bu sefer bebeğinin iyi olacağına tüm kalbiyle inanıyormuş. Sırtını kocasını dayayıp bebeğinden gözleri ayırmadan izlemeye koyulmuş. Sabaha kadar bebeğine bakacak ve sağlığından emin olacakmış. Fakat doğumun yorgunluğu, bebeğin ve Kerey’in mışıl mışıl uyumasından yayılan rehavet Sultan’ ın da uykuya yenik düşmesine sebep olmuş. Bunu bekleyen Kerey gözlerini açmış. Daha önce yaptığı gibi bebeğin yanına gidip cebindeki zehri kızının kulağına damlatmış. İkinci kez kendi kanından olanın kanına girmekteymiş. Ve ikinci kez bunu yaparken en ufak bir pişmanlık duymamış. Sabah olduğunda tüm Aşina bir kez daha hüzne teslim olmuş…

Aylar ayları kovalamış. Sultan odasından çıkmaz olmuş. Ölen kızlarının yasını tutarken ülkeyi canından çok sevdiği kocasına emanet etmiş. Kerey ülkeyi layıkıyla yönetiyor, halk huzur ve refah içinde yüzüyormuş. Bulduğu demir madeni her geçen gün daha fazla demirciyi ülkeye çekiyor, ülkede üretilen silahlar ve gereçler dört bir yana satılıyormuş.

Üçüncü kez çıkan tüm madenlerini Aşina’ ya satan Pustak hükümdarlığı ise kolay yoldan kazandıkları paranın keyfini çıkarıyor, ülkelerinden akın akın kaçan ustaları görmezden geliyormuş. Böylesi çok daha zahmetsiz ve kârlıymış. Demirden silah üretip buradan vergi ile para kazanmak hem daha uzun sürüyor hem de daha az kar getiriyormuş. Çıkan madeni ham halde yüksek fiyattan satmaksa tüm paranın doğruca hazineye akmasını sağlıyormuş. Kendileri bolluk içinde yüzerken ne fakirleşen halk gelmiş akıllarına ne de kaybettikleri ustalar…

Kerey gündüzleri ülkeyi yönetirken geceleri kütüphaneye kapanıyor, çoğu gece orada uyuyormuş. Sultan ölen bebeklerin sebebini aradığını biliyormuş fakat Sultana göre çözüm kitaplarda değilmiş, çözüm Ayazma’daymış. Lakin Kerey bu fikre şiddetle karşı çıkıyormuş. Bir canın bedeli candır ancak diyormuş. Ve ben sensiz yaşamak istemiyorum. Evlatlarımızla beraber yaşayabileceğimiz bir yol bulacağım mutlaka deyip duruyormuş.

Günlerden bir gün Kerey Sultanın yanına gelmiş. Ve bebeklerinin neden öldüğünü bulduğunu söylemiş. Gördüğü bir parşömende kadim bir hastalığın soylulara musallat olduğunu, doğan her kız çocuğunun bir hafta içinde ölümüne sebep olan bu hastalığın tedavisinin olmadığını söylemiş. Bu haberin ne demek olduğunun farkındayım diye devam etmiş Kerey. Ayazma yüzünden senin erkek çocuğun olamaz. Hastalık yüzünden kızımız da olamıyor. Fakat ben seninle çocuk büyütmeyi, onları eğitmeyi, onları evlendirmeyi ve torunlarımı görmeyi hayal ediyorum. Bu durumda aklıma tek çare geliyor. Ayazma’ ya olan yemin bozulmalı…

Sultan hüzün ve çaresizliğe teslim olmuş. “İyi de bu imkansız. Yedi diyar bir araya gelmeden yeminimiz bozulmaz. Soyumuzun sonuncusu olmakmış kaderimiz. Lanet olsun böyle yazıya…” demiş.

Kerey gözleri dolu dolu; “Bütün ömrümü harcamam gerekse bile yedi diyarı ikna edip yemini bozduracağım. Senin için, bizim için, doğacak evlatlarımız için bunu yapacağım. Senin sevgin ve Aşina’ nın gücü benimle olduğu müddetçe bunu başaracağıma sana yemin ediyorum”  demiş.

Karı koca yeminler edip birbirlerine sarılarak ağlaşmışlar. Sabahına Kerey yanında kervanlar dolusu altın ve sağdık adamları ile Pustak Hükümdarlığına doğru yola çıkmış. Orada ektiklerini toplama vakti gelmek üzereymiş… Yedi diyar zekası karşında birer birer düşecekmiş…

Hacı Ahmet BOYRAZ



Bir Cevap Yazın

HAB sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin