Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 2
Kerey küçük yaştan itibaren ailesinin sefil durumunu düzeltmek için var gücüyle çabalamış. Ne sorumluluktan kaçmış ne de verilen işi küçümsemiş. Pazarda yük de taşımış, ahır da temizlemiş. Fakat yediği her fiskede işittiği her azarda onları hükümdarlıktan edenlere duyduğu öfke giderek büyümüş.
Çocuk yaşlarını ağır işlerin altında ezilerek geçiren Kerey, bulduğu fırsatlarda okumayı öğrenmiş. Özellikle belagati düzgün kişilere hayranlık duymaya başlamış ve farklı konuların tartışıldığı meclislere girmeyi kendine huy edinmiş. Zaman geçtikçe, çocukluk çağları yerini delikanlılığa bıraktıkça Kerey para kazanmak için daha zahmetsiz yollar keşfedivermiş. Uzun boyu, belirgin elmacık kemikleri, köşeli çenesi ve yüzünü hafifçe kaplamaya başlayan sakalları ile oldukça çekici bir gence dönüşmüş. Bu genç; hanımların ilgisini çekiyor, kurduğu cümlelerle okuduğu şiirler kalplerini eritiveriyormuş. Yazılan namelere karşılık verilen hediyeler git gide daha değerli oluyormuş.
Fakat ne kadınların ilgisi ne çevredekilerin sevgisi Kerey’ in kalbindeki nefreti gidermiyor tam tersine körüklüyormuş. Hükümdar olsa ne kadar sevileceği fikri aklından çıkmıyor, kullarının ona tapması gerekirken onlardan ilgi görmek için çaba harcamak ağırına gidiyormuş. Her şeye rağmen hem kimliğini hem de duygularını gizleyerek yıllar geçirmiş. Öfkesini gülen yüzünün arkasına saklamış, nefretini süslü cümlelerle gizlemiş, intikam hırsını bilge tavırlarıyla örtmüş. Ve yirmi iki yaşına geldiğinde tasarılarını hayata geçirmek için birdenbire ortadan kayboluvermiş. Bütün Erleg bu genç delikanlının başına ne geldiğini merak ederken o arkasında hiçbir iz bırakmadan Aşina hükümdarlığının yolunu tutmuş.
Aşina hükümdarlığı Ayazma’ ya bedel olarak erkek evlatlarını veren diyarmış. Hükümdar ve kanını taşıyanların erkek evladı olmayacağından soyları kız çocuklarının üzerinden devam edecekmiş. Hükümdar ülkesine döndüğünde artık bu toprakları hanım sultanların yöneteceğini ilan etmiş halkına. Kızları diyara hükmedecek damatları ikincil planda yardımcı olacakmış. Hükümdar bu kararına istinaden tahtını kızına bırakıp inzivaya çekilmiş. O zamandan beridir Hanım Sultanların kontrolünde olan Aşina hükümdarlığı refah dolu yıllara yelken açmış. Kadınların özlerinde erkeklere nazaran daha fazla bulunan merhamet ve hoşgörü tüm topraklara yayılmış yavaş yavaş. Kadınlar sadece en başta değil, farklı kademelerde de görev almaya başlamış zaman geçtikçe. Ülke barış ve bolluk içinde uzun seneler geçirmiş.
Kerey ilk olarak Aşina topraklarına gelmiş çünkü Aşina Sultanının genç ve bekar bir kızı olduğunu biliyormuş. Kadınlar üzerindeki hem fiziksel hem ruhsal çekiciliği, Sultanın kalbini kazanabileceğine olan inancının kuvvetlendiriyormuş. Fakat işini şansa bırakma niyetinde de değilmiş. Daha ilk adımda planını heba edip tasarılarını yok etmemek için şansın yapacağı işi en aza indirgemesi gerektiğinin farkındaymış. Eğer burada başarılı olursa planın diğer aşamaları çok daha kolaylaşacakmış.
Ülkeye geldiğinde handa bir oda kiralayıp sultanın adımlarını izlemeye başlamış. Sultan haftanın iki günü sarayından ayrılıp tebaasının içine karışır, dükkanları ziyaret eder, insanları dinler ve halkla kaynaşırmış. Bu rutin anlaşma zamanından bu yana Hanım Sultanlar arasında bir geleneğe dönüşmüş. Bu sayede sultanlar yönetime geçmeden yöneteceği insanların dertlerini, sorunlarını, yaşamlarını öğrenip ona göre davranabiliyorlarmış. Bu iki günün haricinde saraya girip çıkabileceği bir iş aramış Kerey. Nihayetinde en çok istediği yerde, şehrin otacısının yanında kendine bir iş bulmuş. Burayı seçmesinin sebebi hem bilge otacıdan yeni şeyler öğrenmek hem getir götür işlerini yaparken saraya girip çıkma şansı elde edebilmek hem de planının ilk aşamasını tamamlarsa sonrası için avantajlı bir konum elde etmekmiş.
Yaşlı otacı Kerey’ in azmi ve bilgiye olan açlığından çok etkilenmiş. Ona bildiklerini öğretmek ve onun her seferinde daha fazlasını öğrenme isteği yaşlı adamın o günlerde rastlamadığı bir meziyetmiş. O günlerde gençlerin tek derdi Umut Kuyusunun nerede belireceği, hangi güzel kızı, hangi şöhreti, hangi hazineyi dileyecekleriymiş çünkü.
Bu sayede otacı azimli çalışkan bir gence, Kerey ise avı için uygun pozisyona erişmiş olmuş. Kerey saraya girip çıkarak hem ağır başlı duruşu ile hem saygılı tavırları ile hem de bilgece sözleri ile tanıştığı herkesin kalbine dokunuveriyormuş. Bu dokunuşlardan aldığı bilgi kırıntıları neticesinde genç sultanın şiire olan sevgisini öğrenmiş. Atacağı ilk adım için uygun bir noktaymış burası. Kelimeleri ve onları güzelce kullanmayı biliyormuş. Güzel bir şiirin dokunamayacağı kalp, kararmış bir kalptir derlermiş. Bu durumda şiiri seven genç bir kız için gizemli bir yabancı tarafından yazılmış bir şiirin yapabilecekleri Kerey’i heyecanlandırmaya yetmiş.
İşten sonra handaki odasında eline kalemini alıp yazmaya koyulmuş. Farklı şiirleri farklı zamanlarda sultana ileterek merakını cezbedecekmiş. Çünkü biliyormuş ki kalbin arkasında koştuğu aşkı kırbaçlamak için merak ve gizem en ideal araçlarmış. Bir süre sonra ilk şiirine son noktayı koyup tekrar tamamını okumuş.
Yazgın sultanlık diyara
Buğz edersin sen ağyara
Gönlün halkına avare
Orada yer var mı yâre?
Ayı taşırsın çehrende
Çiçekler açar çevrende
Güneşsin ıssız evrende
Şemsinde yer var mı yâre
Sesin duymak muradımdır
Sevgin benim sırâtımdır
Aşık Baturgan adımdır
Sözünde yer var mı yâre?
İlk temas için uygun olduğuna karar verdikten sonra günün ağarmasını beklemek için başını yastığına koymuş. İntikamı adında atılan ilk somut adımın heyecanı sabaha kadar meşgul etmiş zihnini. Sabah olduğunda ise yarım yamalak bir uykunun ardından fırlayıvermiş yatağından. Çünkü o gün sultanın halkın arasına karışacağı günmüş. Önce ustasının dükkanına gidip kapıya o gün öğleden önce gelemeyeceğini fakat öğleden sonra gelip iki kat fazla çalışarak bunu telafi edeceği bin bir özürle belirten bir not bırakmış. Sonra sultanın gezeceği Pazar yerine gidip beklemeye başlamış. Sultanın maiyeti uzaktan göründüğünde ise ortalarda çıraklık yapan delikanlılardan birini yanına çağarmış. Bunu yaparken kapüşonunu iyice kapatıp yüzünü gizlemeyi de ihmal etmemiş. Çocuğa bir miktar ücret karşılığında nameyi sultana ulaştırmasını söylemiş. Çocuk bir ayda kazanacağı ücreti görünce bunu seve seve kabul etmiş. Aracı olarak bir çocuğu kullanmak nameyi iletmenin en kesin yoluymuş çünkü sultan kendiyle konuşmak isteyen çocukları asla geri çevirmezmiş.
Name uzaklaşırken Kerey, Sultanı görebileceği gözlerden uzak bir köşeye gizlenivermiş. Çocuk sultana ulaşıp Kerey’in olduğu tarafı işaret edince orada sadece pazar tezgahlarını görmüşler. Sultan nameyi açıp bir göz attıktan sonra yüzüne yayılan gülümsemeyle çocuğun başını okşamış ve nameyi elbisesinin içine katmış. Zaferin ilk alametini gören Kerey’ in o anki mutluluğunun tarifi imkansızmış. Yıllarca içinde bulunduğu duruma olan öfkesinin beslediği intikam ateşini nihayet yakmayı başardığını hissetmiş. Bunun verdiği coşku gözünde yaşlara dönüşürken, hazzın her zerresine hücum etmesine izin vermiş. Gizlendiği yerde bir süre daha kaldıktan sonra kendini toplamayı başarıp otacının yoluna düşmüş. Bir hafta sonra bir name daha göndermeye karar vermiş. Doğru an gelene kadar Sultanın merakını cezbetmeli, aşkın karanlığı gözlerine indiğindeyse karşısına çıkıp kendisini tanıtmalıymış…
İkinci şiiri vereceği günün öncesinde tekrar şiir yazmak için almış kalemini eline. Normalde şairler sözcükleri kâğıda aktarırken hüzün, aşk, sevgi, minnet gibi duygulardan ilham alırlarmış. Fakat Kerey’in içinde öfkeden gayrı bir duygu intikamdan öte bir arzu bulunmuyormuş. Bebekliğinden beri hasetle beslenip kinle doyan ruhu, güzel olan duygulara kapalıymış. Sözcükleri ahenkle işlerken sadece çevredeki insanların duygularını taklit etmeye çabalıyor ve buna göre yazıyormuş. Sürekli sinirli birini kimsenin sevmediğini çok küçük yaşlarda öğrenmiş Kerey. İnsanların duygularını taklit eden maskeler taktığında daha çok kabul görüp isteklerine daha hızlı eriştiğini de o yaşlarda keşfetmiş. O zamandan bu yana birçok maske oluşturmuş kendisine. Öğrenmeye hevesli saygılı delikanlı maskesi, ağır başlı çocuk maskesi, yakışıklı utangaç aşık maskesi, dolu gözleriyle hüzün ve pişmanlık maskeleri… Her geçen gün gerçek kimliğini daha ustaca gizlemeyi başarıyormuş yarattığı kişiliklerin arkasına. Öfkesi ustalıkla bastırıldıkça, vahşice büyümüş kafese kapatılan hayvanlar misali. Tekrar kâğıdın başına geçtiğinde gene aşık adamı oynamak için zorlamış kendini ve kalem yavaş yavaş dökmüş içindekileri.
Yürüdüğün yolda diken
Var ise dönmüştür güle
Gözüm yüzün görmez iken
Söyle yüzüm nasıl güle
Aşk masaldır yok sanırdım
Gönlüm ona tok sanırdım
Derde çare Hak sanırdım
Senden gayrı var mı çare
Lebinde adım hecele
Çık gel düşümde gecele
Al ruhumu ver ecele
Yokluğunda yaşamak ne?
Geçsem bilmezsin yanından
Umudum yoktur yarından
Aşık Baturgan ardından
Öldü derler bir güzele
Şiire noktayı koyup uykuya dalmış. Sabah gene Pazar yerinde beklemeye başlamış. Bu sefer namenin içine bir de çiçek sıkıştırmış. Sultana hediyesini iletmesi için farklı bir çocuk bulup, çocuğa parşömeni verdiği yerden uzak bir yerde gizlenmiş. Bunu yapması da isabet olmuş çünkü şiiri okuyup çiçeği koklayan sultan çocuğun işaret ettiği yere gelmiş etrafındakilerle. Çevresine bakınmış gözlerinde ışık saçan bir ifadeyle. Etkilendiği, şiiri elinde sımsıkı tutmasından ve çiçeği ara ara burnuna götürmesinden belli oluyormuş. Sultan ve yanındakiler bölgeye biraz göz attıktan sonra tekrar halkın arasına karışmışlar. Kerey attığı adımların onu sonuca ulaştıracağına artık eminmiş.
Emin olmasına eminmiş lakin ağırdan almakta da fayda olduğu kanaatindeymiş. Yedi şiir fikri ona çok cazip gelmekteymiş. Yedi diyar, yedi hükümdar, yedi yıl, yedi şiir. Yedi rakamı tüm dertlerinin kaynağı dermanın ise anahtarıymış. Yedi farklı şiir, yedi hafta boyunca yaratılacak merak ve nihayetinde sultanın karşısında belirecek olan yakışıklı bir delikanlı. Hedefe ulaşmak için ideal olanın bu olduğu düşüncesindeymiş Kerey. Vakti geldiğinde üçüncü şiirini yazmış…
Günler günleri haftalar haftaları izlemiş. Her bir şiir sultanın yüreğine ekilen bir tohum gibi filizlenmiş. Her bir dörtlük bu filizlere verilen can suyuymuşçasına serpilip okuyanın yüzünde çiçekler açmasına sebep olmuş. Her bir harf Kerey’in hükümdarlığına çıkan yola birer parke taşı yerleştirmiş. Nihayet kader anı gelip çatmış. Yarın çok büyük bir günmüş. Yarın tasarılarının nihayete ermesi durumunda yedi diyardan ikisi anlaşmayı bozmaya hazır hale gelecek demekmiş. Yükselen heyecanını bastırmış. Çünkü beş ikiden büyükmüş. Daha halledilmesi gereken beş hükümdarlık varmış. Fakat o mantığıyla kalbine gem vurdukça kalbi zaferin davulları misali daha hızlı atıyormuş. Gözleri ışıklar saçarak verdiği nameleri okuyup onlara sımsıkı sarılan kızın hayali ne kadar zekice ve kusursuz bir plan yaptığının farkındalığıyla nefsini kamçılıyor bu da istemediği bir zafer sarhoşluğuna sebep oluyormuş.
Çok zorlanarak da olsa nefesini toplayıp önündeki şiire dönmüş. Bu son ve en önemli olanmış. Tınısını, uyandırdığı duyguları ve yaptığı yönlendirmeyi idrak etmek için hafif bir sesle okumuş şiiri:
Eline değince namem
Muradına erdi âdem
E yüzünde güldü madem;
Gel gör beni ey Sultanım
Sen gülünce döndü başım
Zehir oldu ekmek aşım
Sevdanla olan savaşım
Mahvıma mazhar Sultanım
Gece rüya gündüz serap
Etim bitkin ruhum harap
Beni mest ettiğin şarap
Mayası aşkmış Sultanım
Dedim denk misin dengine
Zift yaraşmaz ak rengine
Yeisle umut cengine
İhtimal verdim Sultanım
Gönlümde başlayan sancı
Her gün kahır her gün acı
Ben bir gariban otacı
Medetim sevdan Sultanım
Yokluğun kederle bağıt
Sensiz kuşlar söyler ağıt
Göğsüne bastırdığ’n kâğıt
Ümidin adı Sultanım
Sanma nefsim mağrurdandır
Ne ök ne de gururdandır
Lakin talih cesurdandır
Cüretim bundan Sultanım
Görürsen kendini yüce
Hükmüne kul kıldan ince
Duramadım çok sevince
Kanım sana hak Sultanım
Boynuma geçmişse urgan
Taş yastıktır, toprak yorgan
Bekler Aşığın Baturgan
Gel gör beni ey Sultanım
Uykusuz bir bekleyişin ardından sabah nihayet olmuş. Kerey şiiri sahibine gönderip dükkanda bir aşağı bir yukarı volta atıyor ustası sorduğunda da bir şey yok deyip geçiştiriyormuş. Oysa heyecanla Sultanın kapıda belireceği anı beklemekte, ona kaşı neler söyleyeceğinin provasını yapmaktaymış. Derken kapıda iki asker belirivermiş. Üstlerindeki kıyafetlerden saray muhafızları olduğu anlaşılıyormuş. Ustası hemen saygılı bir bükülmüşlükle askerleri karşılamış. Askerler:
– “Burada Baturgan diye biri var mı?” diye sormuşlar.
İhtiyar adam ismi ilk kez duyduğunu söyleyince diğer asker Kerey’ e dönmüş.
– “Adın ne senin?” demiş.
– “Kerey efendim.” Diye cevaplamış kalbi gümbür gümbür atarken. Lakin o anda yapması gerekeni biliyormuş. Girdiği yoldan dönüş yokmuş. Şimdi korkaklık edilecek zaman değilmiş.
– “İsmim Kerey fakat şiirlerimde Baturgan mahlasını kullanırım. Aradığınız benim” deyivermiş bir çırpıda.
İki asker koluna girdikleri gibi sarayın yolunu tutmuş. Kerey yol boyunca Sultanın şiirleri beğendiğini, okuyunca yüzünün aldığı ifadeyi, işlerin yolunda gideceğini telkin edip durmuş. Saraya girip de Sultan’ın karşısına dikilince her şeyin yolunda olmayabileceği fikri aklına girmeye başlamış. Tam ağzını açacakken Sultan götürün deyivermiş ve Kerey kendini zindanda bulmuş.
Kerey aklı allak bullak neler olduğunu, neler olacağını kavramaya çalışadursun, Sultan’ın keyfine diyecek yokmuş. O anda karşısındaki delikanlının boynuna atlama isteğini anne Sultanın verdiği öğütlerle ancak bastırabilmiş. Çocuğun burnunu sürtüp niyetinin ciddiyetini kavramak yurdun bekası için elzemmiş çünkü. Geçici bir heves değil her zorluğa göğüs gerecek bir eş, ülke için bir vezir görevi görüyormuş Sultanların eşleri. Bu sebepten ötürü bir süre zindanla sınanmasında fayda olacağı konusunda anlaşmışlar.
Zindanda geçen üç günün ardından bir asker gelip:
– “Senin neyine Sultan delikanlı, yaptığın iş mi? Valide Sultan yaptığını toyluğuna verip seni salıvermemizi söyledi fakat bir daha ne Sultan’ın karşısına çıkacak ne de onu rahatsız edeceksin” demiş.
Zindanda geçirdiği üç gün boyunca ihtimalleri düşünüp tartan Kerey bunun olacağını öngörmüş. Bunun bir test olabileceğini, doğru davranırsa hedefine ulaşacağını, hala kellesini almadıklarına göre sabrının sonucunda Sultan’a erişebileceğini anlamış. Şiirleri okuduğunda havalara uçan, onu yazanı aramak için etrafta dört dönen, kağıdı öpüp koklayan kadının kendisinden bu kadar çabuk vazgeçmiş olmasının tek mantıklı açıklaması buymuş. Muhafıza dönmüş:
– “Özgürlük hapishanesinde ondan uzak olmaktansa, zindanda onun evinde yaşamayı yeğlerim” demiş.
Bu cevap Sultanın kulağına gittiğinde gözleri yaşarmış ama oyuna devam etmesi gerektiğini biliyormuş. Her üç günde bir Kerey’ e çıkması için bir şans verilmiş. O da her seferinde Sultana olan aşkını söyleyen kelimelerle reddetmiş.
Bazen aç bırakılmış, bazen işkence görmüş, diyarı terk etmesi sevdasını unutması için türlü yollar denenmiş. Fakat her seferinde Kerey kalmayı, gerekirse ölmeyi seçtiğini açıkça belli etmiş.
Bu arada halkın arasında da Sultan’ a şiirler yazan sevdası yüzünden zindanlara düşen gencin hikayesi almış yürümüş. Herkes gence sevgi besliyor, aşkını, azmini takdir ediyor, kaynağının sultanın hizmetçileri olduğu varsayılan Aşık Baturgan’ın şiirleri dilden dile dolaşıyormuş. Dün sadece otacı çırağı olan genç bu gün halkın bir numaralı dedikodu malzemesi oluvermiş.
Ne Sultan daha fazla dayanabilmiş bu ayrılığa, ne de halkın vicdanı el vermiş böylesi bir zalimliğe. Nihayet 120 günün sonunda Sultan, Kerey’i zindandan çıkarmış. Aşığına kavuşan bir genç kızın mutluluğu ile boynuna sarılmış. Zindanlarda çektikleri için nemli gözlerle özür dilerken onu eşi olarak kabul edeceğinin müjdesini vermiş.
Sultanların evliliği için soylu şartı gerekmezmiş fakat şimdiye kadar sultanlar hep saray erkanından birileri ile evlenmişler. Şimdi tüm yakışıklılığına, zarafetine, edep ve bilgisine rağmen basit bir çırak olan bu gencin Sultanla evleniyor olması halkta büyük bir coşku ve sempati yaratmış.
Sultan ve Kerey diz çöküp yeminlerini ederken Kerey’ in gülümsemesi aşkın değil zaferin sarhoşluğundanmış. Erleg ve Aşina diyarlarının yeminleri artık elindeymiş. Sırada Pustak Hükümdarlığı varmış…
Hacı Ahmet BOYRAZ

Bir Cevap Yazın