Umut Kuyusu Hikayesi Bölüm 1
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken, bucaksız dereleri, bacaksız bebeleri, bilinmez nereleri olan bir diyar varmış. Diyarda herkesin adını ezberlediği, ulaşmak için yollara düşmekten sakınmadığı büyülü bir yer varmış. Bu yerin adı Umut Kuyusuymuş. Kuyu fakirlere zenginlik, açlara aş, sevdalılara eş, kimsesizlere yoldaş, hastalara şifa, dertlilere deva, krallara güç, kahramanlara şan, çirkine güzellik, güçsüze kuvvet, isteyenin ömrüne ömür verirmiş. Fakat bu kuyu zenginin parasını, tokun yemeğini, sağlamdan sıhhatini, aşıklardan eşini, dosttan arkadaşını, krallardan gücünü, kahramandan ününü, güzellerden yüzünü, gençlerden de ömrünü alırmış. Uzun lafın kısası kuyudan bir şey alabilmek için kuyunun denk gördüğü bedeli de ödemek gerekirmiş. Neyin neye denk olduğunu sadece kuyunun bekçisi Ayazma bilirmiş. Bu bekçi kimine güzel bir kadın, kimine bilge bir adam kimine küçük bir çocuk kimine de sadece gaipten bir ses olarak zuhur edermiş. Kim ne niyetle gelirse ona bir bedel biçer, bu bedeli ödeyenin dileğini yerine getirirmiş.
Kuyunun ünü, sudan rüzgâra, buluttan toprağa, bitkiden hayvana, insandan insana yayılıp diyarın en ücra köşelerine kadar ulaşmış. Ordusunu alan hükümdarlar bu hediyeye mazhar olabilmek için ellerinden geleni ardına koymadan pervasız savaşlara girişmişler. Nice canlar böylesine büyük bir güce erişme isteğinde olan gözü dönmüş hükümdarların hırslarına kurban gitmiş. Nice yiğitlerin hayalleri toprağa düşmüş birer birer.
Kuyunun topraklarına kattığı en büyük hediyenin ardı arkası gelmez kanlı savaşlar olduğunu gören bilge bir hükümdar diyarın yedi büyük Hakanını toplamış. Hükümdarların yurtları; kuyunun bulunduğu Ülgen, Humay, Pustak, Certenger, Mergen, Aşina ve Erleg imiş. Hükümdarlar kuyunun başına gidip Ayazma’ ya dileklerini dile getirmişler: “Kuyu yedi hükümdarlığın her birinde bir sene ortaya çıkacak, yedi senenin sonunda üç sene boyunca ise hiçbir şekilde yüzünü göstermeyecek. On senenin sonunda bu döngü tekrar başlayacak. Bu dilek yedi hükümdar tekrar bir araya gelmeden hiçbir şekilde bozulmayacak.” Ayazma isteğin makuliyeti ve kuyudan vazgeçen hükümdarın yüceliği karşısında büyük bir saygı duymuş ve diğer altı hükümdara hitaben:
– “Ülgen Hükümdarı Umut Kuyusundan vazgeçerek verebileceği en büyük bedeli ödemekte. Sizler de ona denk birer ödemeyi göze alacaksınız ki bu dileğinizi kabul edeyim” demiş.
Hakanlar birbirlerine bakıp buna denk bedelin ne olduğunu sormuşlar. Ayazma:
– “Bilge hükümdar halkı için elindeki en büyük güçten vazgeçmekte. Sizlerden de beklenen elinizdeki güçlerin en büyüğünü feda etmenizdir” demiş.
Ve Humay’ın Hükümdarına dönmüş:
– “Sana en büyük gücü katan ülkendeki akıl almaz kalabalık. Bunun bedeli olarak ülkenden hiçbir ana baba ikiden fazla evlada sahip olamayacak” demiş.
Pustak’ ın Hükümdarına dönmüş:
– “Sana en büyük gücü katan dağlarından fışkıran altın madenlerin. Bu madenler kuruyacak, ülkende artık altın çıkmayacak” demiş.
Certenger’ in Hükümdarına dönmüş:
– “Senin en büyük gücünse bereketli topraklarında gizli. Bu andan itibaren halkını doyuracaktan fazlasını hasat edemeyeceksin” demiş.
Erleg’in Hükümdarına dönmüş:
– “Senin en büyük gücün halkının üzerine saldığın dehşet ve korku. Bu nedenle onlardan ne kadar vergi de alsan, onları ne kadar anlamsız savaşlara da sürsen sana karşı gelemiyorlar. Senin ödeyeceğin bedel halkının sana karşı duracak cesareti kazanması ve senden korkmaması olacak” demiş.
Mergen’ in Hükümdarına dönmüş:
– “Senin gücünün kaynağı ise dört bir yana saldığın casuslarından gelmekte. Bir kez olsun yanlış istihbarat aldığın görülmüş şey değil. Senin ödeyeceğin bedel kulağına gelecek olan her bilgiden şüphe etmek olacak. Rakiplerini içten yürüttüğün karanlık oyunlar kadar mertçe karşılarında durarak da alt etmen gerekecek” demiş.
Ve sonuncuya, Aşina Hükümdarına dönmüş:
– “Senin ödemen gereken bedel ise gücünün kaynağı olan, ordularını zaferden zafere taşıyan iki oğlun olacak. İkisi de hayatlarını feda edecek ve artık soyun kız evlatlarınla devam edecek. Fedakarlığın; senin ve soyundan gelecek olanların bir erkek evladı bağırlarına basmalarına engel olacak.” demiş. Ve eklemiş:
– “Kuyu sizin diyarlarınızda rastgele bir yerde belirecek ve sizin kanınızı taşıyan hiç kimse başka ülkenin topraklarında dilek dileme hakkına sahip olamayacak. Kuyu topraklarınızda belirdiğinde ise bu antlaşmadaki fedakarlıklar geri alınamayacak; ta ki yedi hükümdar veya onların soyundan gelenler tekrar toplanıp antlaşmayı geçersiz kılana kadar. Siz ve soyunuzdan hiç kimse direkt olarak birbirinizi etkileyecek dilekler dileyemeyeceksiniz. Eğer yedi hükümdarlık tekrar antlaşmayı geçersiz kılmak isterse onun da bir bedeli olacak. Gün gelir var olan bozulur, kurulu olan yıkılır, ülkeleriniz birbirine karışır. Bu durumda antlaşmanın sorumluluğu sizin soyunuzdan gelenlerde olacaktır. Ülkeleriniz bir olursa her birinizin kabullendiği şartlar katıldığı topraklara yayılacaktır. Dileğinize karşı biçilen bedel budur. Şimdi kararınızı verin” demiş.
Yedi hükümdar düşünmüşler, tartışmışlar, vezirlerine danışıp bilgelerden akıl almışlar. En çok zorlanan halkının korkusunu ve evlatlarını feda etmesi gereken Hükümdarlar olmuş. Nihayetinde kuyunun vaat ettiği, masallarda anlatılan uçsuz bucaksız dilek hayalleri her birinin istenilen fedakarlığı yapması için gerekli motivasyonu sağlamış. Hükümdarlar kuyunun başında daire şeklinde durup hançerleri ile ellerindeki kanı kuyuya akıtıp antlaşmayı mühürlemişler. Ayazma ilk kar yere düştüğünde yedi ülkeden birinde ortaya çıkacağını söyleyip asasını yere vurmuş ve kuyu yok oluvermiş.
Hükümdarlar yaptıkları fedakarlıkların sonucuyla yüzleşmek ve kuyunun vadettiği uçsuz bucaksız dilek hayalleriyle sarhoş olmak için saraylarının yolunu tutmuşlar. Dönüş yolculuğunda her birinin içini en büyük fedakârlığı kendilerinin yaptığını söyleyen vesveseler kaplamış. Biri hariç diğer hükümdarların emin olduğu tek şey ise en düşük bedeli halkını korkuyla yönetmemesi gereken hakanın ödediğiymiş. Adaletle yönetmek karşılık olabilir mi bu zaten hükümdarın görevi değil midir diye geçirmişler içlerinden. Ama Ayazma ’ya karşı çıkama cesareti olmadığı için hiçbirinde, bu son derece yanıltıcı düşünce uzun bir süre akıllarını kemirip durmuş.
Düşünce yanıltıcıymış çünkü günler günleri, aylar ayları takip ederken daha ilk kar yere düşmeden ortaya çıkmış ki en ağar bedeli ödeyen Erleg hükümdarıymış. Halkı içlerinde beliren cesaretle zalim tiranı devirip onu kendilerine yaptıkları zulmün karşılığı olarak infaz etmişler.
Aradan çok uzun yıllar geçmiş. Ayazma ahdini yerine getirip yedi yıl boyunca her sene farklı bir diyarda ortaya çıkmış. Ortaya çıktığı yer bulunup yayıldığında herkes oraya akın eder bedelini ödeyebildikleri dileklere sahip olurlarmış. Hükümdarların yaptığı anlaşma masallaşmaya yüz tutana kadar kovalamış yazlar kışları. Her diyar ödenen bedeli kanıksayıp bunun altından kalmak için çareler bulmuşlar kendilerince; Erleg Hükümdarının soyu haricinde. Çünkü onların bir hükümdarlığı kalmamış yönetecek. Sefalet içinde kimliklerini saklayıp Ayazma’ ya küfürler ederek harcamış nicesi ömürlerini. Onları kandıran Ayazma’ ya, onlara en ağar bedeli ödeten şarlatana, hakları olan hükümdarlığı ellerinden alan iblise lanet okumak kalmış bir tek, miras olarak nesilden nesile aktarabildikleri.
Her nesil bir öncesinden daha fakir, her çocuk babasından daha nefret dolu. Böylesine kinle büyüyen, bir zamanlar saraylarda yaşarken yoksullukla boğuşan, hükmetmenin doğuştan hakkı olduğuna inan bir ailede, topluma en büyük zararı dokunacak kişi akıllı ve karizma sahibi bir delikanlı olacaktır. Bu delikanlının adı Kerey imiş. Ya da hak ettiğini düşündüğü unvan ile Kerey Han. Gözünü bürüyen hırsı saklayacak kadar zeki, damarlarında akan nefreti gizleyecek kadar kurnaz, hükümdarlığına gidecek yolu intikam ateşiyle mahvetmeyecek kadar bilge. Ve hedefine ulaştığında ona bunları yaşatan halkının tamamını kılıçtan geçirmeyi hayatının yegâne amacı olarak görecek kadar gözünü kan bürümüş…
Kerey, Ayazma ’yı da unutmamış tabi. Bir insan olarak öylesi bir varlığı yok edemeyeceğinin farkındaymış. Ama onu alt etmenin yollarını aramaktan bir an olsun vazgeçmemiş. Aklı erdiği yaştan itibaren kafa yorduğu planlar… Hak ettiği hükümdarlığa kavuştuğunun hayalleri… Bu düşüncelerle yetişip serpilmiş ve artık harekete geçme vaktini geldiğini hissetmeye başlamış. Yedi diyarın tamamı için karanlık günler kapıdaymış…
Hacı Ahmet BOYRAZ

Bir Cevap Yazın