– Neden izliyorsun bu saçmalığı her gün? Yapman gereken şeyler yok mu senin?
– Sana ne ya sana ne? Ben böyle mutlu oluyorum sana ne?
– Tersleme hemen ya gerçekten merak ediyorum?
Hızla geçen trenin sesi sorusunun gürültüde boğulmasına neden oldu. Son vagon da uzaklaşana kadar bir süre beklemeleri gerekti. Tren gözden uzaklaşınca Öküz döndü ve:
– Hah ne diyordun?
– Burada ne bulduğunu merak ediyorum. Neden her gün gelip saatlerini harcıyorsun. İşlerini aileni kendini ihmal ediyorsun. Gerçekten sebebini merak ediyorum.
Öküz uzun uzun esnedi.
– Şimdi uyumam lazım. Sabah konuşalım olur mu?
– Burada takılmaya başladığından beri neredeyse sadece vagonları izleyip yemek yiyip uyuyorsun farkında mısın? Buzağın hastalandı onun bile farkında değilsin eşin perişan oldu hem evi çekip çevireceğim hem bebeğe bakacağım diye. Üstelik….
– Uf tamam anladım birader tamam. Dırdır dinlemek istesem eşimin yanında olurdum burada değil. Şimdi gerçekten uyumam lazım yarın konuşalım olur mu?
– Tamam olur ama bari kendini düşün. Evin dibinde bulduğun otları yiyorsun onlar da yaramıyor sana. Şifa Şelalesi’ne en son ne zaman gittin. En son ne zaman şifa suyunu içip oradaki otlarla karnını doyurdun. Bak farkında değilsin ama iyice güçten kuvvetten düştün. Başına bir şey gelecek artık ondan korkuyorum.
– Bana hiç bir şey olmaz insanlar boş yere öküz gibi kuvvetli demiyor. Şifa suyu falan bunlar hurafe oğlum, boş laf. Benim evin oradaki ottan ne farkı var. İkisi de karnımı doyuruyor, ikisini de yiyip sonunda çıkarıyorum. Ve hiç bir fark da hissetmiyorum. Eskilerin uydurması hep yok efendim Şifa Şelalesi yok efendim buranın otunu şöyle iyi. Yiyen daha uzağı görür en ufak çıtırtıyı duyar. Her şeyi daha iyi yapar. Ben ne kadar yiyip içsem koşuda seni geçebilir miyim? Ya da sen istediğin kadar ye iç kuvvette beni alt edebilir misin? Ben sapasağlamım ve böyle kalmak içinde saçmalık suyuna ya da büyülü otlara ihtiyacım yok.
– Oğlum Şelale onu mu sağlıyor? Beni geçemezsin çünkü ben atım. Seni yenemem sen de öküzsün ama Şifa Şelalesi’ne giderek diğer atlardan daha çevik, hızlı, akıllı olabilirim. Sen de…
– He belli daha akıllı olmuşsun. O kadar akıllısın ki farklı yerde ot yiyince daha iyi olacağın masallarına inanmışsın. Senin nasihatlerini şimdi hiç çekemeyeceğim. Yarın sen de sabahtan buraya gel, sana ne gördüğümü anlatayım hatta daha iyisi göstereyim. Hadi şimdilik güle güle…
Kuyruğunu sallayarak yavaş yavaş uzaklaşan öküzün arkasından baka kaldı. Gerçekten söylediklerine inanıyor diye geçirdi içinden. Bu düşünce yapısı ile yaşadığı hayatı sonuna kadar hak ediyordu. Ama işte yılların getirdiği arkadaşlık, birlikte büyümenin yüklediği sorumluluk hissi, beraber yaşanan onca yılların anısı… Tüm bunları düşündüğünde onun için çabalamayı kendine ödev sayıyordu.
Söylediklerini düşündü. Saçmalık suyu ve büyülü otlar… Gerçekten Şifa Şelalesi’nin suyu diğerlerinden farklı mıydı? Gerçekten orda biten otlar daha iyi bir at olmasına olanak sağlıyor muydu? Evet oradaki otların tadı daha güzeldi ama söylenen diğer faydalar, onlar da gerçek miydi? Oldukça hızlıydı biliyordu ama bu kendi özelliği miydi yoksa Şelale’nin ona getirisi miydi? Kafasını sallayıp kişnedi. Kendi anlattıklarına inanmazsa arkadaşını nasıl ikna edebilirdi! Tabi ki kendisi de doğuştan hızlıydı ama yediği otlar ve içtiği su bu özelliğini çok daha yukarı taşımıştı. Ayrıca görüşü keskinleşmiş zihni berraklaşmıştı. Bunların hepsi Şifa Şelalesi sayesinde olan şeylerdi. Bu iç çatışmada galibiyetin verdiği gururla yokuştan aşağıya rahvan bir koşu kopardı. Rüzgar yelelerini yalarken yarın sabah öküzün yanına gidip treni izlemenin ve sonrasında da onu kendisi ile şelaleye götürmenin hesaplarını yapıyordu…
…
Sabah tepeye vardığında öküz çoktan kuyruğunu sallayarak tren beklemeye başlamıştı. Kendisini görünce:
– Gel gel geç kaldın bir tane kaçırdın ama biraz sonra gene gelecek.
– Şimdi seninle bir anlaşma yapacağız. Ve itiraz etmeyeceksin. O kadar hatırım vardır herhalde. Ben seninle burada trene bakacağım ama ondan sonra sen de benimle Şifa Şelalesine geleceksin tamam mı? Ben senin istediğini yapacağım sen de benim. Sonra kendin karar verirsin trene bakmak mı benimle gelip otlamak mı?
– Öfff. Tamam abi tamam gelirim ama bir sefer sadece. Sonra sıkılırsam, beğenmezsem geri dönerim bu da kabul mü?
– Kabul kabul. Şimdi anlat bakalım tren gelene kadar. Nedir bunu izlemenin zevki? Niye her gün buradasın?
Öküz derin bir nefes alıp konuşmaya başladı:
– Şimdi biz ne yapıyoruz? Ot yiyoruz, su içiyoruz, toprağı eşeliyoruz, kimisi yuva yapıyor, kimisi senin gibi dört nala koşuyor… Ama bunlar bana inanılmaz sıkıcı inanılmaz iç karartıcı geliyor. Seni tanıyorum diyeceksin ki o zaman farklı şeyler yapalım gezelim, dolaşalım diyeceksin, Şifa Şelalesi’nin orda huzur bulup keyif alacaksın diyeceksin. Belki sen bunları yaparken gerçekten eğleniyor da olabilirsin. Ama ben çok daha harika bir şey keşfettim. Vagondaki hayatları keşfettim.
– Neyi neyi?
– Vagondaki hayatları. İnsanlar bize göre çok daha eğlenceli varlıklar. Bildiğin gibi trenler de kendilerini bir yerlere taşımak için yaptıkları bir araç. Trenler bölüm bölüm ya. Her bölüme vagon diyorlar. İnsanları izlerken öğrendim. Trenin geçtiği süreye göre her vagonu belirli bir süre izleme şansım oluyor. Tren hızlıysa 5 saniye falan görüyorum tek bir vagonu ama yavaşsa 15-20 saniyeye kadar sürüyor bazen. Ve o vagonlar o kadar ilginçler ki. İçerde insanlar kimi zaman harika kokan yemekler yiyor, kimi zaman kahkahalar eşliğinde oyunlar oynuyor, kimi zaman da açık camdan kulağıma kadar gelen eşsiz bir müzikle dans ediyorlar. Sevimli yüzlü çocuklar, yakışıklı adamlar, güzel kadınlar, her türden insanı görüyorsun. Hatta nadiren de olsa resim yapan, bir şeyler yazan insanlar bile gördüm. Tam senin seveceğin işler. Buradan içeriyi izlerken onların vagonlarına misafir oluyorum sanki. Onların yediklerinin tadına bakıyor, şarkılarında dans ediyor, gülüşmelerinde neşe buluyorum. İşte bu yüzden her gün saatlerce izliyorum bu vagonları.
– İyi de bu onların hayatları. Sadece izleyerek nasıl mutlu oluyorsun ki? Kendin hissetmeden, dokunmadan, tatmadan, yaşamadan sadece izleyerek nasıl keyif alınabilir ki?
– Anlatınca saçma geliyor kulağa demi? Bir camı 10 saniye boyunca defalarca kere izleyeceksin ve bu gün boyu en fazla yaptığın, en eğlenceli şey olacak. Ama gerçekten durum bundan ibaret. Vagonlarda insanların hayatına misafir oluyorum ve bu beni içinde yaşadığım sefil hayattan uzaklaştırıyor. Onların sevinçlerini, öfkelerini, sohbetlerini, suskunluklarını, hüzünlerini, heyecanlarını paylaşıyorum ve bu tahammül edemediğim hayatıma renk katıyor.
– Hiç düşündün mü hayatını tahammül edilemez kılan şeyin belki de bu olduğunu? Sen bir öküzsün ve insanların yaşamına imreniyorsun. Bu senin hayata olan nefretinin kaynağı olamaz mı? Asla elde edemeyeceğin hayatları izleyip durmak kalbini kıskançlıkla karartıp yaşamını katlanılmaz kılmaz mı?
– Gene saçmalamaya başladın. Ben ne olduğumu biliyorum ve onların da insan olduğunu biliyorum. Trene binemeyeceğimin de farkındayım. Fakat hayatımın sefil ve çekilmez olduğunu da öküz olduğum kadar net biliyorum. Fakat bu vagonlar benim hayallerim. Hayal kurmak kötü bir şey mi?
– Hayalleri geleceğe ulaşmak için değil de gerçeklerden kaçmak için kullanıyorsan kötü.
– Tam sana yakışır havalı ama saçma sapan ve can sıkmaktan başka işe yaramayan bir söz. Böyle konuşarak anlatarak ifade edemem sana. Dedim ya az önce de, kulağa saçma geliyor. Az daha bekle benimle izle biraz. Ama dikkatlice izle. Her vagona bak; yaşananlara, insanlara, gülüşmelere, yemeklere bak. Eğer hala olumsuz düşünüyorsan ben de söz verdiğim gibi seninle Şifa Şelalesi’ne geleceğim.
Fazla beklemeleri gerekmedi. Uzaklardan dumanı tüterek gelen tren görüş alanlarına girdi.
– Şimdi ilk vagondan itibaren dikkatlice bak. Şansına bu trenler yavaş gider. İyice görebiliriz içeriyi.
Aheste aheste ilerleyen trenin ilk vagonu önlerinden geçerken boynunu uzatıp baktı. İçerde karşılıklı oturmuş şık giyimli insanlar hararetli şekilde sohbet ediyordu. Vagondan dışarı bakan biri izlendiklerini fark etti ve arkadaşlarına kendilerini işaret etti. Bir kaç kadın onlara el sallamaya başladığında öküz neşeyle böğürdü ve kendisi de istemsizce gülümseyip yelelerini salladı.
İkinci vagonda yemek yiyen insanlar vardı ve gerçekten yedikleri şeyler leziz gözüküyordu. Tatları nasıl acaba diye düşünürken üçüncü vagona geldi sıra. Burası çocuklar için yapılmıştı sanki. Küçük çocuklar şaklabanlıklar yapıyor, oyunlar oynuyor, taklalar atıyorlardı. Bu manzara karşısında fark etmeden ağzı kulaklarına varmıştı. Sonraki vagon bir tür kağıt oyunu oynayan erkeklerce işgal edilmişti. Sevinçle böğürenler, küfürler edenler, dikkatlice elindeki kartları inceleyenler… Oyunun merakını cezbetmesine fırsat kalmadan diğer vagon gelmişti. Masasına eğilmiş yazı yazan bir adam, karşısında onun dikkatini çekmeye çalışan bir hanım bu vagonun en dikkate değer insanlarıydı.
Derken sonraki vagon geldi, sonraki ve sonraki… Tam heyecan ve neşe vücudunu sarıyordu ki vagonlar bitti ve tren uzaklaşmaya koyuldu. Arkasından özlemle bakarken buldu kendini. Arkadaşına dönünce öküzün yüzünde bilmiş bir gülümsemeyle kendisine baktığını gördü. Kendini yapmacık şekilde toplamak yerine ona hak verdi.
– Evet gerçekten ilginç ve eğlenceliymiş.
– Demi bak söyledim sana. Şu üçüncü vagondaki kusan çocuğu gördün mü? Hahahahaha… Bu insan yavruları ne kadar zayıf ve salaklar öyle değil mi?
…
Her vagonun tek tek kritiğini yaparlarken diğer tren geldi. Onu da merak ve içindekilere duydukları özlemle izlediler.
İkinci trenin vagonlarının değerlendirmesi bitmeden diğer tren çıkageldi…
Sonra bir başkası…
Onu bir başka tren izledi…
Ve bir tane daha…
Öküzün zaten gitmeye niyetinin olmadığı Şifa Şelalesi, kendi aklından da uçup gitmişti. Öğlen çevreden birkaç otu yiyip izlemeye devam ettiler. Hava kararana kadar izlediler ve eğlendiler. Yarın sabah buluşmak için sözleşip ayrıldılar.
Evine doğru giderken şelaleye gitmediği ve öküzü götürmediği aklına geldi. Ama yarın hem kendisi gidecek hem arkadaşını götürecekti…
…
O geceden sonra her gece “Yarın öküzü de alıp gideceğim Şifa Şelalesi’ne…” yalanını uzun süre tekrarladı kendi kendine. Fakat ne arkadaşını götürdü ne de kendi gitti. Vagondaki Hayatlar kendi sefil hayatından çok daha eğlenceli ve yaşamaya değerdi, kendisi sadece izleyici olsa da…
Hacı Ahmet BOYRAZ

Bir Cevap Yazın