HAB

Her Hafta Bir Hikaye…


Zindandan Doğan Umut

Çok eski zamanlarda, uzak bir diyar varmış
Zalimmiş hüküm süren, adalet ona armış
Vurur asar kesermiş, korku imiş silahı
Ne vicadının dinlermiş, ne de aldığı ahı
Keyfi pek yerindeymiş sürerken zevki sefa
Halk pir-u perişanmış, çekerken kahr-u cefa
...
Bir gün bir delikanlı neşeyle yürüyormuş
Sevdiğinin hayalin önünde görüyormuş
Tutturmuş bir türküyü, söylerken avaz avaz
Böylesi mutluluğa yokmuş diyarda cevaz
Sultan-ı Efendimiz, yatarmış odasında
Camları da açıkmış, günün tam ortasında
Haşmetmeaplarımız bir ses ile irkilmiş
Hışımla kalkmış hemen pencereye dikilmiş
“Kimdir benim uykumu sesiyle bölen densiz
Nerde olduğ’n bilmez mi, gezer böyle dümensiz?
Tez yakalayın şunu atıverin zindana
Aklı başına gelsin ibret olsun her yana”
...
On sekizlik fidanı atmışlar karanlığa
Yakışır mı böyle zûl, ahlaka insanlığa
Sinivermiş köşeye, kalbi korku içinde
Geleceği karanlık, ümitleri peşinde
Göz yaşları yetişmiş sıkışan yüreğine
Sayıp sövüp bağırmış, bahtına feleğine
Saatlerce ağlamış, koklarken rutubeti
Sonra hissedivermiş içindeki heybeti
Koskocaman zindanda ufacık bir ses yokmuş
Oysa biliyormuş ki, rehin özgürden çokmuş
Göz gözü görmez iken başka gözler aramış
Ses salıp karanlığa, fısıltılar taramış
Attığı her adımda kendinden daha emin
Attığı her bir adım özgürlüğe bir yemin
Derken rastlayıvermiş suskun bir topluluğa
Kederi dost tutmuşlar, hasımlar mutluluğa
Kimi yaşlı kimi genç oturmuşlar dip dibe
Cezalar ya müebbet, ya da çekilmek ipe
Hüküm çoktan verilmiş, lakin neymiş suçları?
Savaştan mı kaçmışlar, soymuşlar mı açları?
Can almak, halktan çalmak, el uzatmak namusa
Ya da öyle beter ki, girememiş kamusa
Böyle ağır bedelin, nedir demiş sebebi
Sizler ne yaptınız da can olmuştur talebi?
Israr ısrar sorunca, diller suçları anmış
Dökülen sebeplerden, adalet de utanmış:
Kimisi nâzım yazmış kimisi biraz nesir
Sanki harfler kılıçmış, olmuşlar burda esir
Bazıları laf atmış, demiş “HIRSIZ ZADEGÂN”
İşte bunlar onlarmış, ipe giden bendegân
...
Gerçekliğin bu yükü, cezadan da ağırmış
Dayanamamış çocuk “YETER” diye bağırmış
Demiş: “Alın yazımız esaret mi sonsuza
Yoksa baş kaldırmak mı bunu yapan soysuza?
Burda böyle sessizce boyun eğmek ölüme?
Yahut var olmak için karşı durmak zulüme
Yapın seçiminizi başınızı kaldırın
Ya korkak gibi ölün ya erkekçe saldırın
Hak için, umut için, yaşam için insanca
Bağırmak gelir elden direnmek gelir anca”
...
Gençliğin ateşiyle körüklenmiş cesaret
Haykırışlar her yandan “Bitecek bu esaret”
Oturanlar kalkmışlar, kalkanlar bağırmışlar
Hep bir ağızdan dönüp, muhafız çağırmışlar
Muhafız gelip bakmış, parmaklıklar hıncahınç
Yolu açacak veya ezecek onu bu hınç
Kalabalığa bakmış, istekleri adalet
Kapıyı açmazsa bu adalete ihanet
Padişah zulm ederse yönetmesi reva mı?
Zalime suskun kalmak, bu zillete deva mı?
Feryat etmek gerekli, yürümek akın akın
Durursak mağlubuzdur, yürürsek zafer yakın
Karar vermiş gardiyan demir kapıyı açmış
Kapkaranlık zindandan diyara umut saçmış
Saf tutmuş çıkanlarla, yürümüş yanlarında
Aradıkları kudret mevcutmuş kanlarında
Her adımda büyümüş çıkan isyanın sesi
Sırça köşkten duyulmuş, adaletin nefesi
...
Her şey böyle başlamış, o özgürlük gününde
Hangi güç durabilir, bir olmuş HALK önünde?

Hacı Ahmet BOYRAZ



“Zindandan Doğan Umut” ögesine 2 yanıt

  1. Rukiye Cülcüloğlu avatarı
    Rukiye Cülcüloğlu

    Muhteşem elinize sağlık

    1. Çok teşekkür ederim…

Bir Cevap Yazın

HAB sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin