Kapıdan içeriye girdiğinde, Eslurag yılların ve düşüncelerin eskittiği kimi yeri küflenmiş masanın üzerine başını koymuş, zihninin karmaşasını buruşmuş kağıtların sahiplenmesi için yalvarıyordu adeta. Sicim misali yağmur damlaları pencereye vurduğunda yalnızca içeriden bakan gözleri değil, kalbinin yansımalarını da buğu içerisinde bırakıyordu şüphesiz. Omzuna elini koysa bedenindeki her duygu küçük bir çocuğun annesini kaybettiği kanısına vardığında hissettiği ürperti ile dolup, kaçışacaktı dört bir yana güven duymaya imtina gösterdiği kelimeler.
Neden sonra dudaklarının kırpıştığını gördü. Dua bilmezdi, hayır. Sayıklamak mı? Zaten her ânını bir rüya gerçekliğinde yaşardı. Gözlerinin olması gerektiği çukurda iki kalp sahibi olan Uriel kendine özgü sessizliği ile biraz daha yaklaştı ve iki et parçasına sıkışmışken azatlığını ispatlamak istercesine dökülen feryadına kulak kabarttı:
– Numquam! Cogitationes meas interficere non potes.
…
Elleri ceplerinde sokağın kalabalığına kendini bırakmış yeni olaylar gözlemliyordu, insanların hayatından cımbızla çekip büyük bir hikayeye dönüştürmek için. Kimi vakittir yazmadığının bilincindeydi. Evvelki yedi kitabını yazarken; olaylar, karakterler, kurgular zihninden kalemine duraksamadan süzülürken şimdilerde çitlerle çevrilmişti beyninin kelimelerden yükümlü olduğu nöronları. Kanayamayan yaralar birikmişti vücudunda farkındaydı ancak panjurlardan süzülen güneş ışınları akıtmaya yetmiyordu irinini. En son boğazına kadar harflerle doluyken masasında köhneleşmiş kağıt parçasına şunu iliştirmişti:
şunun şurasında
bilmediğim mısralar yağıyor göğüme
harfler dönüşürken yaşamak buğusuna
yalnızlık
şahitlik edecek duvarda kalan gölgelere
bu mısraları yazdığından beridir oynamadı kalemi..
Eslurag aylak aylak yürümeye devam ediyordu kaldırımlarda. Evden çıktığında mavi olan göğün renginin siyahlaşmaya başladığının da farkında değildi elbette. Yağmur damlaları sinsi değil bilakis alenen eve gitmesi için uyarıyordu. İtaat etti bu emre. Eve doğru adımlarını sıklaştırırken karınca misali koşuşturan insanların omzuna sertçe çarpıyordu farkında ya da değil. Ve bu insan kıyameti zihninde bazı kavramları uyandırmıştı. Uzun zamandan sonra misafir gelmişken kalbine kaçırmak istemiyordu hiçbirini bundandır ki daha da hızlandırdı adımlarını. Üç katlı ahşap apartmanın dışarıya bakan beş basamaklı merdivenlerini geçti. Eskimiş montunun iç cebinden anahtarı bulup evin içerisindeki kasvetin dışarı sığınmasına müsaade etmeyecek çeviklikte aralanan boşluktan içeriye süzüldü.
'tık tık tık'
Kapıyı kapatır kapatmaz çalması bir oldu. Eslurag yağmurdan değil hayır, heyecandan ıslanmış elleri ile kapıyı açtı:
- Neden arkana bakmadan hızlıca kapatıyorsun kapıyı? Biliyorsun ki peşinden geliyordum.
- Kusura bakma Esperanto. Heyecanımı sende fark etmiş olmalısın. Ruhum, bedenimden çıkmaya hazırlanırken son anda arzulu bir yaşama dürtüsüyle tekrar dönmüş gibi. Hemen masanın başına oturacağım. Sende diğerlerine söyle beni rahatsız etmesinler. Hatta mümkünse odanızdan çıkmayın.
- Dediğin sence de saçma değil mi Eslurag? Biz olmadan kaleminin sana itaat edeceğini düşünüyor musun gerçekten?
- Ne dediğimi biliyor muyum? Lontano sandalyemden kalkar mısın? Kaç kere dedim ayağını da yazı masama koyma diye, hem Uriel nerede?
- Uriel hâlâ dönmedi, dedi Agonia mutfaktan elinde elma ile çıkarken.
- Nasıl dönmedi. Biliyorsun ki bu imkansız. Neyse şu an odaklanmam gereken durum başka. Beni rahatsız etmeyin.
Bir çocuğun elinde koştukça uzaklaşan uçurtma nasıl süzülürse kendini tamamlayan göğe doğru, öyle süzüldü çengelli harfler satırlara.
kar taneleri
toprağa örtü çekilirken
sende durdum bir köle tacıyla
...
Senelerin intikamını almak ister gibi yazdı o gece Eslurag. İlk kitabından sonra gelen ününün akabinde her kitabını nasıl heyecanla beklediklerini anımsadı insanların. Her şey son kitabını çıkardıktan sonra olmuştu. Tam on senedir küsmüşler ve yavaş yavaş terk etmişlerdi onu . İnsanlar terk ettikçe yeni arkadaşlar edinmişti farkında bile olmadan: Uriel, Esperanto, Lontano, Agonia ve Efsib. Yalnızca onlar vardı sözlerinin kulaklarına dolduğu.
'tık tık tık'
Eslurag silkinerek kafasının içindeki geçmişini dağıtıp ayaklarını kullanması gerektiğini düşündü. Nefesini tıkayan kelimeleri havaya üfleyerek ortamı daha da donuk hale getirdi ve doğruldu yerinden kapıyı açmak için. Keşke insanlar bu havayı solusaydı ve anlasalardı kimi neşeyle soluyor kimi hüzünle kimi ise kederle bu hayatı. Bilselerdi görürlerdi belki de âdemin gözündeki yaşamak durağını. Eslurag kapıya doğru ilerlerken güve yeniğinden sonra oluşan boşluklar gibiydi zihninde tamamlanmayan sütunların arası o esnada. Kapının kulpunu çevirince Uriel'in telaşlı sureti ile karşı karşıya kaldı.
- Ne oldu Uriel? Suratının hali ne böyle?
- Üst kata birinin taşındığını söylememiştin.
- Birinin taşınması mı? Ah unuttum, tabi ya.
- Neden haber vermedin?
- Daha yeni oldu çünkü taşınalı. Efsib ismi. Kalıcılığı ne kadar olur bilemem, bunu zaman gösterir.
- Neden aldın peki?
- Artık farklılığa ihtiyacım var Uriel. Uzaktaki ve içimdeki sırları birleştirmek istiyorum. Akıl üstü gerçekliğe kapı açmak istiyorum. Farklı görmek, farklı duymak, farklı okumak istiyorum kainatı. Senelerdir birlikteyiz, ilerleyemiyorum. Ruhum karanlığın suyuna batacak ve kaybolacağım yoklukta. Yeni kişiler olmalı, yeni bir ses olmalı artık Uriel, anlıyor musun?
- Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Diğerleri nerede?
- Hepsi Agonia'nın saman döşeğinde toplandı. Onlara durumu anlattıktan sonra her birlikte Efsib'in yanına tanışmaya gidin.
Uriel, Eslurag'ı soluk bir ampulün ışıttığı loş odada bırakıp ahşap kitaplığın ardına gizlenmiş zar zor görünen kapıdan içeriye girdi.
- Eslurag yeni birini almış ve şimdilik üst katta kalıyor. Buraya yerleşip yerleşmeyeceğini ise bilmiyorum.
- Bizden ümidini kesti artık değil mi, dedi Lontano.
- Hayır, yalnızca zihninin bilinmezlik içerisinde dağılmasından, kelimelerin kıyılara vurmasından yoruldu. Münzevi bir hayat sürmek eziyet gibi geliyor ona. Tekrar bilinmek istiyor insanlar tarafından, görünür olmak istiyor.
- Peki yeni gelen arkadaşında bir etkisi olmazsa. Senelerdir bu haldeyiz. Akşam ya da sabah yatağın üzerine oturup sözü yormaktan başka bir şey yapmıyoruz. Eslurag da kitapları karıştırarak kendisine ilham geleceği inancının sonuna gelmiş görünüyor. Tutunduğu her umut bittikçe yenisini düşleyecek kadar gücünün kaldığını da düşünmüyorum, dedi Lontano.
- İlahi ışığın içerisine girmesine engel olmadığı sürece bir umudu hep olacak. Lakin görüyorum ki olumsuzlukları besleyerek aydınlığı görmeyi kendisi istemiyor. Neyse arkadaşlar Eslurag yeni arkadaşımız ile tanışmamızı istedi. Hadi gidelim.
Hep birlikte dönemeçli basamakları çıkıp yeni kişiyi görmenin eşiğinde olmanın verdiği hafif heyecan ile kapıyı tıklattılar. Kapının açılması ile birlikte ince bir yüzün dışarı kolaçan etmesi bir oldu ürkekçe. Hayır. Uriel ürkeklikten ziyade kötülük dolu bir tanışma heyecanı olduğuna inandı bu bakışların. Öylesine uzaktan ve öylesine soğuktu buzdan yapılmış göz bebekleri.
-Hoş geldiniz.
Efsib'in sesinin çıkmasıyla Uriel'in yanlış bir şeylerin varlığını iliklerine kadar hissetmesi bir oldu. Anlamlandıramadığı şeyler vardı Uriel'in. Eslurag'ın ilk arkadaşı Uriel olmuştu ve Uriel diğerleri ile tanıştığı ilk anda kalbi sıcacık olurdu. Fakat şimdi kalbini, karanlık bir gezegenin ortasında atmaya mecbur bırakılmış bir organdan ötesi olarak göremiyordu. Boğuluyordu sanki içerinde ki enfusi ve afaki düşler. Silkindi Uriel içeriye girecek olan sadece kendisinin kaldığını fark ettiğinde. Adımı attı buyur etmeyen eşikten. Ampullerin ışığı emilmişçesine karanlık hakimdi eve. Nefes almakta zorlanıyordu Uriel.
- Sizinle tanışmayı istiyordum bende. Bundan sonra birlikte olacağız sanırım.
- Şu an için değil, dedi Uriel ve ayrılana dek bir daha konuşmayıp Efsib'in içini görecekmişçesine odaklandı kelimelerine ve haline.
...
Günler iyiye gitmiyordu, Efsib yanlarına taşınalı bir ay olmuştu ve o geldiğinden beridir Eslurag'daki değişimi anbean gözlemliyordu Uriel. Eslurag'ın kalemi hiç hareket edemez olmuş ve kendisini karanlığa çeken güce direnmeyi bırakmıştı. Dışarı da çıkmıyordu artık. Sürekli Efsib ile konuşuyor onun gözlerinde ki karanlık parıltısını kalemini güçlendirecek ilham ışığı sanıyor ve daha da kaptırıyordu kendisini Eslurag. Uriel, Lontano ve Esperanto sürekli Agonia'nın odasında takılır olmuş, kalan odaları ikisine bırakmışlardı usulca. Çok anlatmaya çalışmışlardı Eslurag'a kendisinde meydana gelen olumsuzlukları lakin hiç bir söz bir saniye dahi kalmıyordu kulağında.
...
Kapıdan içeriye girdiğinde, Eslurag yılların ve düşüncelerin eskittiği kimi yeri küflenmiş masanın üzerine başını koymuş, zihninin karmaşasını buruşmuş kağıtların sahiplenmesi için yalvarıyordu adeta. Sicim misali yağmur damlaları pencereye vurduğunda yalnızca içeriden bakan gözleri değil, kalbinin yansımalarını da buğu içerisinde bırakıyordu şüphesiz. Omzuna elini koysa bedenindeki her duygu küçük bir çocuğun annesini kaybettiği kanısına vardığında hissettiği ürperti ile dolup, kaçışacaktı dört bir yana güven duymaya imtina gösterdiği kelimeler.
Neden sonra dudaklarının kırpıştığını gördü. Dua bilmezdi, hayır. Sayıklamak mı? Zaten her ânını bir rüya gerçekliğinde yaşardı. Gözlerinin olması gerektiği çukurda iki kalp sahibi olan Uriel kendine özgü sessizliği ile biraz daha yaklaştı ve iki et parçasına sıkışmışken azatlığını ispatlamak istercesine dökülen feryadına kulak kabarttı:
- Numquam! Cogitationes meas interficere non potes.
Uriel, Eslurag'ın düşünürken ve aralıksız yazarken ki soyutlanmış haline ne zamandır tanıklık etmiyordu. Titriyordu tepeden tırnağa Eslurag. Efsib'in her zamanki gibi ışığın perde ile arasında oluşturduğu karanlık gölgesinde olduğunu biliyordu, bilmese dahi odadaki soğuk havanın sessiz çığlından anlaşılıyordu fakat o yokmuş gibi davranarak onu karanlığında bırakmak huzur veriyordu buğulanmış kalbine.
- Yeniden yazmaya başlamana sevindim, dedi Uriel.
- Evet, hem de en büyük eserimi yazıyorum. İnsanlar yeniden beni konuşacaklar, benim sözlerim dünyanın fısıltısı ile karışacak, mısralarım dolaşacak havanın ritim tuttuğu her yerde, dedi Eslurag.
Tanımayan birisi için ses tonu ve tavırları heyecanlı olduğunu gösterirdi Eslurag'ın lakin Uriel çok iyi tanıyordu onu. Endişelenmişti bu halinden kalemi kullanışında ki güç, gözlerinde ki çılgınlık cinnet öncesi sergilenen tavırların bir fragmanıydı sanki. Çocukları çağırarak güç bulacağını umduğundan olsa gerek:
- Bu halini görmeyi ne zamandır diğerleri de bekliyordu. Ben onları çağırıp geleyim, dedi ve dışarıya çıkmış olan Agonia, Lontano ve Esperanto'yu çağırmak üzere kapıya yöneldi.
Uriel çıktıktan sonra iyice solmuş ve kararmış yüzü ile Efsib çıktı köşesinden. Eslurag'ın yanına yaklaştı usulca.
- Onlar gelmeden başlamamız gerekiyor, hem onlara da sürpriz olacak. Eğer onlar gelmeden hazırlamazsak engel olmaya çalışacaklardır.
Yalnızca sarı bir masa lambasının aydınlattığı oda da gölgeler konuşmaya başlamıştı. Hızlı hareket ile kitaplıkta ki tüm kitaplar yere diziliyordu karalama kağıtları ile birlikte.
Kapı açıldığında gördükleri manzara bir anlık duraklamaların sebep oldu Uriel ve diğerlerinin. Tüm kitaplar ve kağıtlar yerde halka olacak şekilde dizilmiş ortasına da Eslurag oturmuştu bir kibrit kutusu ile birlikte. Efsib ise ortalarda gözükmüyordu.
- Ne yapıyorsun sen Eslurag? dedi Lontano.
- En büyük sanatımı icra ediyorum. Sesimizi duymayan kalmayacak artık. On yıldır görünmez olarak yaşadığım yerde geceyi aydınlatan bir ışık olacağım.
- Eslurag, kelimelerin aydınlattığı bir gecede sen sadece yanacak olan olursun, lütfen yapma bunu.
- Hayır Uriel ben kararımı verdim, biliyorum sizler beni değil benim yokluğumda olacak yoklukluklarınızdan korkuyorsunuz. Hiç bir şey engel olamaz bana artık çocuklar. Vide te mox!
Kibritin yere düşmesi ile birlikte ince kitapların alev alması aynı zamanda gerçekleşti. Eslurag şaşkınlıkla dolu hayranlıkla bazen de korku ile etrafında dönen tiyatro oyunundan farksız sahneye bakıyordu. Çığlıklar duyuyordu sonra zihninde, isim verdiği çocukların çığlıklarını. Parça parça yok olmayı izliyordu sıra kendisine gelene dek ve geldi de usulca kalbi tutuşunca.
...
Polisler komşulardan aldıkları bilgilerden yola çıkarak on yıldır yalnız yaşadığı, asosyal birisi olduğunu teyit ettiler. Anımsayan da olmuştu yıllanmış yazarı, kim bu diyerek merak edende, cinnet geçirmiş uzak durmak gerek böyle yerlerden diyenlerde.
Polisler içeriye girdiklerinde yanmış kitap ve ceset yığının kenarında tek bir küllenmeye yüz tutmuş kağıdın okunabilir durumda olduğunu fark ettiler. Şöyle yazıyordu kağıtta:
insan olan bilmez midir cânanın bir olduğunu
adem olan bilmez birliğin ‘hiç’ olduğunu
Cemile Gürlevik

Bir Cevap Yazın